4 Şubat 2011 Cuma

27 Nisan Muhtırasını Kim Yazdı

Önsöz:
E-muhtıra olarak da meşhur olan 27 Nisan muhtırası üzerine bugüne pek çok spekülasyon yapıldı.

Muhtırayı aslında Yaşar Büyükanıt'ın yazmadığı; o dönem Genelkurmay II. Başkanı olan Ergin Saygun'un veya Kara Kuvvetleri Komutanı olan İlker Başbuğ'un yazdığı ve kendisinden haberli veya habersiz olarak internet sitesine koydukları; veya bir akademisyenin yazıp getirdiği ve Yaşar Büyükanıt ile (veya gene diğer Orgenerallerden biri ile) beraber internet sitesine koydukları gibi enva-i çeşit iddia ortaya atıldı. Bunun yanında sayfanın kaynak kodundaki (source code) META DATA'lar içinde "Kara Kuvvetleri Komutanlığı" ibaresinin göründüğünü ama sonradan bunun silinerek düzeltildiğini iddia edenler de oldu.

Yaşar Büyükanıt'ın televizyona çıkıp açıkça "Ben yazdım." demesi haricinde bu iddialardan herhangi birini teyid edebilen ya da belgeleyebilen çıkmadı. Ben de bir vatandaş olarak kendi araştırmamı kendim yapayım dedim.

Sonucu doğrudan yazıyorum. Merak eden yazının devamını da inceleyebilir.
%99.9 kesin olan şudur: Muhtıra Büyükanıt'ın katkısı olmadan hazırlanmamış ve onun bilgisi haricinde verilmemiştir. Büyükanıt da muhtırayı yazarken %90 TSK içinden ve/veya dışından yardım almıştır.

METODOLOJİ (Değerlendirmede kullandığım sistematiği merak etmeyenler ve sıkılacağını hissedenler bu kısmı atlayarak doğrudan SONUÇ kısmına geçebilir):

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Her ne kadar pek fazla bilinmese de, bir yazının karakteristiği de bir insanın el yazısı gibidir. Nasıl ki milyarlarca insanın parmak izleri birbirinden ayrı yaratılmışsa, nasıl ki iki insanın imzası birbirine benzemiyorsa, yazı veya konuşma karakteristikleri de öyledir. Bu konuda bir bilim var mıdır veya daha önce bir yazının kime ait olduğunu kapsamlıca araştırmak gerekmiş midir bilemiyorum. Belki istihbarat servisleri imzasız mektupları veya şantaj-tehdit vb. yazılar için bu tarz bir metod kullanıyordur. Ama bu makaleden sonra bu tarz bir değerlendirmenin yapılabilir olduğunun kabul edileceği kanaatindeyim...

Bir kelimeyi 8 harfle sınırlasanız, 29 harf kullanarak yazabileceğiniz kelime sayısı 1 trilyon civarında olur. Bu kadar kelime de, bütün kelimeleri farklı olacak şekilde 100bin kelimeden oluşan 10 milyon farklı dil oluşturmaya yeter. Bir sayfayı rasgele karakterlerle doldursanız, yazılabilecek farklı sayfa sayısı kainattaki atomların adedi kabul edilen 10^80'den fazladır.

Normalde bir insan derdini 5bin kelime ile anlatabilecekken, İngilizce gibi bir dilde 1 milyondan fazla kelime olması, farklı kelime tamlamaları ile anlatılabilecek ibareler için tek kelime kullanılması ile açıklanabilir. Bunun yanında bazen ufak nüanslarla birbirinden ayrılan, bazen de tamamen aynı anlama gelen binlerce kelime vardır. Bir insanın konuşurken veya yazarken derdini anlatmak için seçebileceği kelime dizeleri ve bu kelimeleri yan yana getirme üslubu, dünyadaki tüm insanlar için farklı olabilecek kadar geniştir.

Misal normalden büyük bir adam gören birisi bunu "iri yarı", "dev", "izbandut", "ayı gibi", "öküz gibi", "shaq o'neil kadar iri" gibi belki 100 farklı şekilde anlatabilir. Örnek vereceğini ifade edeceği zaman, "misal", "mesela", "örneğin", "örnek vermek gerekirse", "farzedelim", "farz-ı muhal", "atıyorum", "diyelim ki".. gibi 100 farklı kelime öbeği kullanabilir. Böyle iki farklı ibareyi yan yana getirseniz, "atıyorum dev gibi bir adamla karşılaşsan.." tarzı bir ifadeyi belki 10bin farklı şekilde yazabilirsiniz..

Her birinin sadece 1 adet eş anlamlısı bulunan 20 farklı kelimeyi "küçük otomobil" ve "ufak araba" gibi farklı şekillerde kullanacak olsanız, karşınıza 1,048,576 adet kombinasyon çıkar. 100bin kelimelik bir dilde, 15 kelime ile kurulabilecek farklı cümlelerin sayısı, bırakın dünyadaki tüm sayfaları ya da harddiskleri, dünyanın tüm atomlarını birer harddisk yapsanız, onun bile içine sığmayacak kadar fazla olur.

Özetle, 27 Nisan Muhtırası 594 adet kelimeden oluşuyordu... Bu kadar kelime kullanacağınız bir yazıda, o yazıda anlatılmak istenen ifadeyi belki 1 milyar farklı şekilde yazabilirsiniz...

O yüzden her insanın günlük hayatta kullandığı kelime haznesi hem sayı olarak, hem de içerik olarak birbirinden farklıdır ve o insan için bir nevi imza gibidir. Tabi ki ortak çok fazla yön vardır ama, ayırt edici yönleri iki farklı üslubu ayırmaya yeter. Örneğin kelime kullanım frekansları kişiden kişiye değişir. "Husus" kelimesini kimi insan 5000 kelimede bir kullanırken, kimi 500 kelimede bir kullanabilir, kimi de hiç kullanmaz, onun yerine "durum" veya "nokta" gibi farklı bir ifade kullanır. 2004'ten beri görev yapmış 4 Genelkurmay Başkanı arasında "hakikaten" kelimesini tek bir tanesi kullanırken, aynı general "gerçekten" kelimesini de diğerlerine göre 10 kat sıklıkla kullanabilir.

Bunun yanında bir insanın karakteri de konuşma veya yazma üslubuna yansır. "Sizi temin ederim ki", "Emin olun", "Şunu çok iyi bilin" tarzı ifadeler hem birbirinden farklıdır, hem de kendine güveni az olan veya söylediği şeyin karşısındaki kişi tarafından doğru kabul edilmeyeceğini düşünen, sözlerine "hadi canım sen de" gibi tepkiler almaya alışmış birinin üslubu olabilir. "Şundan eminim" gibi bir ifade ise, kendine güvenen ve söylediği sözün karşı tarafta bir ağırlığı olduğuna inandığı için güven unsuru olarak kendi şahsiyetini öne süren bir karakteri gösterebilir...

Bunun yanında insanın düşünce sistematiği ve değerleri de bir yazıya yansır. "İnşallah", "Allah izin verirse", "kısmetse", "nasipse" gibi ifadeler bir insanın bir tür kader inancına sahip olduğunu gösterebilir. Bu inancı olmayan birisi ya bu ifadeleri hiç kullanmaz veya kulak alışkanlığından ötürü kullansa bile frekansı diğerlerinden çok daha düşük olur.

Bunun dışında ortalama bir cümlede kullanılan kelime sayısı da insandan insana farklılık gösterir ve o insanın hafıza yapısına veya ifade sistematiğine veya düşünceleri yan yana dizebilme yeteneğine de işaret edebilir. Sıradan bir insan cümle başına 10 kelime kullanırken, usta bir edebiyatçı 25 kelime kullanabilir. Ama bunun tam tersi, derdini anlatama zorluğu çeken sıradan bir insan uzun cümleler kurarken, derdini herkesin rahatça anlaması için kısa cümleler kuran bir edebiyatçı da olabilir. Ama her halükarda bu oran da kişiden kişiye, konudan konuya farklılık gösterir ve ayırt edici bir özellik olarak değerlendirilebilir.

Ayrıca kullanılan kelime türleri ve buna bağlı olarak kelimelerdeki ortalama harf sayısı da kişiden kişiye değişebilir. Bu da Osmanlıca-Öz Türkçe kelime kullanımı farkından, "ile" bağlaçlarını bağlamaktan ve sair sebeplerden olur. Değerlendirilen generaller arasında Başbuğ ortalama 6,80 harf/kelime kullanmışken, Koşaner 7,25 harf/kelime kullanmıştır. Lakin muhtıra metninin kısalığından bu husus değerlendirmemde bir unsur olmayacaktır.

Bunların dışında gramer yapısı da kişiden kişiye farklılık gösterir. Örneğin bağlaçları kullanma frekansı ve kullanılan bağlaçlar gibi. Kimi insan 20 kelimede bir "ve" kullanırken, kimi 15, kimi de 35 kelimede bir kullanabilir. Kimi insan daha çok "ya da" bağlacını, kimisi daha çok "veya" kullanabilir.

Bütün bunları birlikte değerlendirerek, 27 Nisan e-muhtırası metni ile Genelkurmay Sitesinde ve bir miktar sağda solda bulabildiğim General konuşma metinlerini kıyasladım. Lakin muhtıra metni her ne kadar yukarıda saydığım bazı noktalar için ayırt edici uzunlukta olsa da, çoğu istatistiksel frekans analizi için kısa sayılabilir. O yüzden frekans değerlendirmesi kısmı "yüksek bir ihtimal"i göstermekten öteye gidemeyecektir. Bulabildiğim veri kümesini (Veri Kümesi: - 66.000 Kelime Başbuğ, 30.000 kelime Özkök, 21.000 kelime Büyükanıt, 4300 kelime Koşaner ve 4100 kelime Saygun = Toplam 125.000 kelime)  kullanarak yaptığım değerlendirme şu şekildedir:
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

DEĞERLENDİRME - KRİTİK CÜMLE:
27 Nisan: 
"Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir."
Generaller arasında bu ibareyi kullanan tek kişi Yaşar Büyükanıt'tır ve 28 Ağustos 2006 Genelkurmay Başkanlığı Devir Teslim Töreninde bu cümleyi aynen kullanmıştır.

Başka hiçbir general bu ibareyi bu şekilde kullanmadığı gibi, tüm dünyada bu ifadeyi benzer şekilde kullanan 5-10 kişi dahi yoktur. İnternetteki yaklaşık 20 milyar sayfa içerisinde bu ifadenin geçtiği sayfaların neredeyse tamamı muhtıra metnidir. Bunun dışında (e-muhtıra metni ve o metin kullanılarak yazılan yazılar hariç) benim bulabildiğim sadece 5 istisna var, onlar da şunlar:

1. Yaşar Büyükanıt, 28.08.2006 GKB Devir Teslim Töreni
2. Vecdi Gönül, 20 Kasım 2007, Genel Kurulda
3. Mustafa Sarnıç, Gümülcine Başkonsolosu, İskeçe Türk Gecesi, 17.12.2008
4. ozlemmis rumuzlu bir kullanıcı, tarkan fan sitesi, 27.10.2009
5. yuzyillardir akan cesme rumuzlu bir kullanıcı, eksisozluk, 31.05.2010

Görüldüğü üzere bu ibareyi e-muhtıradan önce kullanan tek kişi de Yaşar Büyükanıt'tır ve diğerleri de bu kadar meşhur olan bir cümlenin bilinç altına etkisi ile aynı ibareyi kullanmış olabilirler.

(Bu arada bu ifadenin daha kısa versiyonu olan "şüphesinin olmaması gerekir" ibaresinin ilginç bir şekilde göçmenlere özgü olduğu görünüyor. Bunun sebebini anlayabilmiş değilim.)

"Şüphe" kelimesinin bu manaya gelen ibarelerdeki ("şüphesiz ki", "hiç şüphe yok ki", "şüphesiz" kullanımları hariç) kullanımı ise son 3 Genelkurmay Başkanında şöyledir:

Büyükanıt: "bundan kimsenin şüphesi olmaması gerekir", "..dan kimsenin şüphesi olmaması gerekir", "hiç kimsenin şüphesi olmasın", "bundan kimsenin şüphesi olmasın", 
Başbuğ: 7 defa "Bundan kimsenin şüphesi olmasın", "Bundan kimsenin en ufak şüphesi olmasın", 2 defa "en ufak bir şüphe yok"
Özkök: "Şüphe duymaya hiç gerek yok ki"

Metinlerden görülebileceği üzere, Başbuğ'un bu noktadaki ifadeleri kesinlik ve kendine güven belirtirken, Büyükanıt'ın ifadeleri bazen kesinlik, bazen de tereddüt içermektedir. Büyükanıt'ın temkinli yapısı ile Başbuğ'un gözüpek yapısı da kıyaslanırsa, bu durumun paşaların karakter yapılarına da uygun olduğu görülebilir.

Bu metodun bir geçerliliği yoktur diyorsanız ve kendiniz test etmek isterseniz; "farklı kelime öbeği kullanabilir", "bırakın dünyadaki tüm sayfaları", "konuşma veya yazma üslubuna" vs. gibi bu sayfada geçen 4'lü kelime öbeklerinden çok standart olmayan belki 50 tanesini, veya 2'li veya 3'lü kelime öbeklerini en az ikişer adet beraber olmak üzere (örn. "yazma üslubu", "kelime öbeği") "girip internette arayınız (ararken kelime dizisini aynen bulmak için tırnak işaretlerini aynen içermeniz gerekir). 20 milyar sayfada bulunan trilyonlarca cümle içinde sadece bu sayfada geçtiklerini de göreceksiniz. Farklı yazılarda geçen benzer kelime öbeklerini arayın. Eğer yazı özgün bir yazı ise, arama sonucunda sadece o yazının çıktığını göreceksiniz.

Dolayısıyla üslup imzası diye birşey vardır ve hele kelime öbeği 3'ü geçtiği zaman parmak izi, ses izi, yüz, iris vs. kadar ayırt edici bir unsur haline gelir.

DEĞERLENDİRME - TALİ İBARELER:
27 Nisan: 
"Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür."
Büyükanıt: "bu örnekleri .... çoğaltmamız mümkündür.", "Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.", "örnek vermek istiyorum", "pek çok örnek sayabilirsiniz", "somut örnek vereceğim", "örneklerle doludur", 
Özkök: "En güzel örnektir", "örnek teşkil etmektedir", "örnek vermek gerekirse", "örnekleriyle doludur"
Başbuğ: "örnek vereyim", "örnek teşkil etmektedir", "örnekler vermek gerekirse"...
(Özkök çoğaltmak kelimesinin herhangi bir formunu bile kullanmamış. Başbuğ 2 defa kullanmış.)

27 Nisan: "İbret alınması gereken örnekleri ile doludur"
Büyükanıt: "ibret alınması gereken olaylarla doludur", "ibretle karşılanmaktadır."
Özkök, Başbuğ, Koşaner ve Saygun "ibret" kelimesini bile kullanmamış.

27 Nisan: "Siyasi bir söylem"
Büyükanıt: "Siyasi bir söylem", "demokratik söylem", "ortak söylem"
Başbuğ: "Şöyle bir söylem vardır"

27 Nisan:
"başta laiklik olmak üzere"
Özkök: "Başta laiklik olmak üzere"
Büyükanıt ve Başbuğ bu ibareyi laiklik kelimesi haricinde kelimelerle "başta ... üzere" şeklinde kullanmış.

27 Nisan:
"geniş bir yelpazeyi"
Özkök: 4 defa "geniş bir yelpaze"
Başbuğ: "geniş bir ... yelpazesi", "... yelpazesi çok geniştir", "geniş bir yelpazededir", "geniş bir ... ... yelpazesiyle"
Büyükanıt yelpaze kelimesini kullanmamış.

DEĞERLENDİRME - DİĞER KELİME ve İBARELER
27 Nisan: "aşındırmak", "bitmez tükenmez", "müşahede", "uygun ortam(lar)da"
Kimse kullanmamış.

27 Nisan: "niteliklerin korunması", "vahim", "kamuoyu baskı(lar)ı", "şaşırtıcı", "benzerlik", "anılan".
Sadece Başbuğ kullanmış. Lakin en geniş veri kümesi Başbuğ'un olduğu için ve kelimelerin frekansları da düşük olduğu için çok bir ayırt ediciliği yok.

27 Nisan: "açıkça ortaya", "kesin olarak"
Sadece Büyükanıt kullanmış.

DEĞERLENDİRME - EK:
Cümlelerde geçen ortalama kelime sayısı muhtırada 23. Bu rakam Koşaner'de 19, Özkök'de 18, Saygun'da 17, Büyükanıt'da 15 ve Başbuğ'da 13. Lakin üzerinde çalışılan bir metnin cümleleri uzar.. O yüzden bu da muhtıra için ayırt edici bir özellik olmaz.

Tüm konuşmalar için bağlaç, edat, sıfat ve sair kelimelerde ortak bir iz gözükmekte. Bu da muhtemelen TSK terminolojisi ile ve konuşmaları hazırlayan sekreteryanın aynı cümleleri birden fazla konuşmada klişe olarak kullanması ile alakalıdır...

DEĞERLENDİRME - SONUÇ:
Eğer Abdullah Gül'ün adaylığı açıklandıktan sonraki 2 gün gibi kısa bir süre içerisinde hazırlanan bir muhtıra metninde "üslubun parmak izi olur da buradan muhtırayı kimin yazdığı anlaşılır" kaygısı ile hedef saptırma amaçlı bu kadar kapsamlı bir çalışma yapılmamışsa (ki benden başka kaç tane deli daha bunu düşünür bilmiyorum) vardığım sonuç şudur:

En az 4 farklı ayırt edici ibareyi tek kullanan Yaşar Büyükanıt olduğu için, bu muhtıranın yazımında Yaşar Büyükanıt kesinlikle bulunmuştur. Başbuğ ve/veya Saygun, Iğsız vb. generallerin yardım etmiş olma ihtimali de mevcuttur. Bunun dışında iddia edildiği gibi bir veya birden fazla akademisyenin etkisi veya katkısı olmuş da olabilir. Muhtırayı vermesi için Büyükanıt'a baskı yapmış da olabilirler. Kendisi astlarını toplayıp, fikir teatisinde bulunup, sonrasında beraber oturup yazıya dökmüş de olabilirler. Astları kendi aralarında muhtıra vermeye karar verip bir metin hazırlayarak Büyükanıt'a götürüp sunmuş, Büyükanıt da revize ederek yayınlamış da olabilir.

Ayrıca muhtıra metninin gramer yapısı, bağlaç, edat ve sıfat kullanım frekansları ve sayıları üzerine yaptığım kapsamlı bir çalışma da, muhtıra metninin diğer tüm konuşma metinlerine göre farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bunun yanında bu generallerin günlük kelime haznelerinde bulunmayan bazı kelimelerin varlığı ve üslupsal bazı farklılıklar da bu metnin ya ortaklaşa yazıldığı, ya da Büyükanıt'a dışarıdan birinin de katkıda bulunduğu izlenimini vermektedir.

%99.9 kesin olan şudur: Muhtıra Büyükanıt'ın katkısı olmadan hazırlanmamış ve onun bilgisi haricinde verilmemiştir. %90 da TSK içinden ve/veya dışından yardım almıştır.

(Lakin bu durumu başkalarına aktarması gerektiğinde, "Benim bilgim olmadan yaptılar" diyerek kendini temize çıkarmış olması da ihtimal dahilindedir. Bunların haricinde aynı yılın Şubat Ayında yaptığı bir ABD ziyaretinde iken arkasından Genelkurmay sitesine Putin'in NATO'ya ağır eleştiriler içeren bir yazısının tam metin olarak konması ve Büyükanıt geldikten sonra o yazının yayından kaldırılması gibi bir durum da söz konusudur. Ayrıca e-muhtıra metninin 4 Mayıs'taki Dolmabahçe görüşmesinin hemen ertesi günü "web sitesi yapılandırılması" bahanesi ile yayından kaldırılıp, muhtemelen 3-5 ay sonra geri konmuş olduğu da herkesin malumudur. Ama bütün bunlar muhtıranın Büyükanıt'ın dahli ve haberi olmadan yazıldığını göstermez, zira parmak izi orada durmaktadır.)

Hiç yorum yok: