26 Ekim 2007 Cuma

ABD'nin Kayıp Silahları

Irak, 2005.

Bağdat'ta, bilgisayar dükkanlarının çok yoğun olduğu meşhur bir cadde olan San'a Street'te dolaşıyorum. Bir dükkana girdim. Averatec laptoplar var. 600$a satıyor eleman. Baktım biraz. Victory-Green Zone'daki PX'lerde satılan ABD laptoplarından. Ama PX'lerdeki fiyatı 750$. (PX=Post Exchange. Migros tarzı büyük süpermarketler. Orduya bağlı.)

Biraz kurcaladım satan elemanı. Nasıl oluyor da daha düşük fiyata satılıyor diye. Off-the-record anlattı.

Üslerde çalışan Iraklılar,  bir süre sonra ABDlilerle samimi ilişkiler içine giriyorlar ve sonrasında bu Iraklılar ABD'lilere akıl veriyor. Sonra da lojistik destek sağlıyor. Bunların aklına uyan 3-5 ABD'li de, bir pickup'ın arkasına üslerdeki orduya zimmetli laptoplardan 50sini yükleyip dışarı çıkarıyor, San'a Street'e gelip satıyor. Sonra geri dönüyorlar. İlk havan düştüğünde de rapor tutuyorlar. "Depoya düştü. 50 laptop hurdaya çıktı" şeklinde...

Aynısını bizim Türkmen çalışan anlattı. Zamanında Tepe İnşaat'la çalıştığı dönemde, ABDlilerin bir tır dolusu klimayı dışarı çıkarıp, piyasada satıp, sonra rapor düzenlediklerine şahit olmuş.

Gene Irak. Bu sefer Kerkük'teyim. Bana G-lock, Colt vs satmak isteyen bir eleman çıktı. Air Force'un özel tabancalarından, çelik yeleklerinden var vs diyerekten. Karaborsa-Undergound Market hesabı. ABD postalları zaten her yerde var. Serin tuttukları için çok da tutuluyorlar.

Biraz da onu kurcaladım. Öğrendiklerim:
ABD askeri, çıkıyor üsten dışarı. Silahını, yeleğini, postalını vs. satıyor. Sonra üsse geri dönüyor. "Teröristler tarafından saldırıya uğradım. Silahımı vs. aldılar. Bir ara gafletlerinden yararlandım kaçtım. Canımı zor kurtardım." diyor. Bunu bazen grup halinde yapıyorlar.

Türkiye'de olsa bile, bunu diyen adamı sorgulamak etik olarak zordur. Amerikalılarda zaten o tarz bir zihniyet olmadığı için, akıllarından bile geçmiyor bu hadise. Direk güven üzerine kurulu bir sistemleri var. Zaten bu satış aklını verenler de Araplar.

Gene aynı şekilde üsteki mühimmat depolarından da pek çok malzemeyi dışarı götürüp satanlar var. Gene aynen rapor tutuluyor. Tutulmasa da kimin umurunda. Kayıp diye giriyor kayıtlara.

Buradaki önemli bir nokta da, oradaki askerin çoğunun çapulcu olması. Çünkü çoğu ABD vatandaşı bile değil. Green Card hesabına gelmiş, 4 yıl askerlik yaparsa ABD vatandaşı olacağı söylenmiş değişik milletlerden insanlar. Filipinli, Çinli, Panamalı, Afrikalı vs tonla insan. Bunlar zaten çok büyük rahatlıkla yapıyorlar bu işi.

Denetim diyeceksiniz... Ne yazık ki ordularında disiplin sıfıra yakın. Denetim de hak getire. Kimse neyin ne olduğunu bilmiyor. Kaldı ki askerlerin 3 aylık rotasyonları var. Bir asker 3 ay kalıp, geri dönüyor. Ne yaptıysa yaptı. Yerine gelenler neyin ne olduğunu öğrenene kadar... Herşey karman çorman yürüyör.

Bu sefer Anakonda üssündeyim. Bağdat'in 80km kuzeyinde, ABD'nin Irak'taki en büyük hava üssü. ABD askerleri ihbar üzerine bizim Türk şirketlerinden birinin şantiyesinde arama yapıyor... Ve bir sürü malzemenin yanında, havan topu ve mermileri bulunuyor... Adamlar dumur. Her gece üsse havan saldırıları yapıldığı bir hengamede, Türk şantiyesinden havan topları çıkıyor. Hem de teröristlerin kullandıklarından... Sorguya çekiyorlar bizimkileri. İş anlaşılıyor... ABD askeri teröristlerden ele geçirdikleri malzemeleri bir yere yığıyor. Bizimkiler de oraya girmenin yolunu bulmuş. Zaten ne bekçisi var, ne de tel örgüsü... Giriyorlar, akıllarına ne eserse "beleş mal" hesabı alıp götürüyorlar. Hatta teröristlerden ele geçirilen, bir kısmı bozulmuş araçları attıkları yere gidip, araçları tamir edip, üstüne bir de üs yönetiminden üsse giriş kartı çıkartıp kullanıyorlar. Amerikalılar bunu öğrendiklerinde bayağı bi dumur oluyorlar. Hadi hepsini geçtik de, insan beleş de olsa, havan topunu ne yapmak için alır... diye. Ama bir işlem de yapmıyorlar. Üstünü kapatıp geçiyorlar.

2005 ortaları. İzin dönüşü Türkiye'den uçağa binmişim. Anakonda'ya iniyoruz. İndiğimiz pistte hiçkimse yok. 40 işçi ve ben, yanımızda 2-3 ton malzeme, uçağı boşaltıyoruz. Birazdan pickuplarla üsteki şantiyelerden bi 40 kadar işçi yanlarında malzemelerle geliyor. Onlar da izne gidecek elemanlar. Yanlarında gene tonla malzeme. İnsan ve malzeme değiş tokuşu yapılıyor. Sonra biz pickuplarla şantiyelere dağılıyoruz... Tüm bu esnada, ortamda tek bir Amerikalı yok. Pistin girişindeki kontrol kontasından bile elimizi kolumuzu sallayarak geçiyoruz.

Ne gidenleri arayan var. Ne gelenleri. Ne getirdik, ne götürüyoruz, umurlarında değil. Üsten nükleer başlık çalmış olsak, rahatça götüreceğiz. Üsse kimyasal silah getirmiş olsak, rahatça getireceğiz...

ABD'yi gözünüzde fazla büyütmeyin. Ordusunu da. Teknolojik üstünlükleri olabilir ama, asker-piyade olarak acz içindeler. Eğitim olabilir ama, disiplinin zerresi yok. İtaat deseniz hak getire. Bağdat merkez, kafasına göre herkes.

Ha bunları bildiğim için, ABD "silahlar kayıp" dediği zaman ben içimden gülüyorum. Evet kayıptır... Engelleyebilecek güçleri de yok o ortamda. Ama halk bunu duyduğu zaman "koskoca ABD, nasıl kaybeder. bizzat eliyle veriyordur" diye düşünüyor o ayrı.

Ha vermiyor mudur? Ayrıca veriyordur da. Ama onlar kayıtdışı olarak veriliyordur. Kayıp olduğu bildirilen 190bin silahın içinde yoktur bunlar. O 190bin kayıp silahın çoğu Irak karaborsasında satılan, hatta yarısı kaçak yollarla Türkiye'ye giren ve el altından ruhsatsız satılan silahlar...