Darbe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Darbe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2016 Pazartesi

BYLOCK Kullanımı Üzerine Teknik İzahat

Uzun zamandır BYLOCK diye bir furya almış başını gidiyor. 15 Temmuz'a kadar FETÖ üyeleri hariç kimsenin adını bile bilmediği bu program, bugünlerde bir insanın FETÖ üyesi olduğunun en sağlam delili olarak gösteriliyor. Peki bu varsayım ne kadar doğru? Örneğin FETÖ ile hiç alakası olmayan birisi, BYLOCK iddiası ile tutuklanmış olabilir mi? Yoksa şahıs üzerinde BYLOCK kullanımı gözüküyorsa, o kişi %100 FETÖ'cü müdür?

Yakın zamanda tanıdığım kişilerden Bylock iddiası ile gözaltına alınan, tutuklananlar oldu. Bu kişilerin hayatlarının her detayına hakim olmadığım için, kullanıp kullanmadıklarını da bilemediğim için, işlerine karışmayıp bir kenarda oturdum. Ama ne zaman ki kendi kızkardeşimi gözaltına almaya geldiler ve kızkardeşim gözyaşları içerisinde yemin üzerine yemin ederek bu programı kullanmadığını anlattı. O gün bugündür Bylock hayatımın önemli bir parçası oldu. Çünkü kızkardeşimle ilgili tek bir itham vardı, o da Bylock kullandığı iddiası. O da ev interneti üzerinden kullanılmış görünüyordu ve internet hattı da kızkardeşimin üzerindeydi. Dolayısıyla kardeşimi savunmak amacıyla bu işin teknik açıklamasını içeren uzun bir savunma yazmak zorunda kaldım. Sonrasında sağdan soldan da benzeri vakalar duymaya başlayınca (örn. akıllı telefonu bile olmayan biri Bylock'tan gözaltına alınınca), belki benzer durumda olanlara bir hayrı olur diye, bu savunmayı genişleterek bir köşe yazısı yapmaya karar verdim. Zira ne emniyette ne de yargıda bu işin teknik detaylarını bilen çok fazla insan yok. Gri bir bölgede balık avlanıyor ve gerçekten hiçbir alakası olmayan insanlar da araya kaynıyor.

(FETÖ'cü olup olmadığımı izaha gerek duymuyorum. Yıllardır fikri planda ne mücadeleler verdiğimi bilen zaten biliyor, bilmeyen de bilmesin, önemi yok, Allah biliyor ya o yeter.)

Gelelim detaylara:
------------------------------------------------------------------------
1. BYLOCK Kullanımı Örgüt Üyeliği için Delil Olabilir mi?
Bylock kullanıldığı iddiası, eğer uzun süreli ve sık bir kullanım söz konusu ise (diğer ek delillerle de desteklenmesi kaydıyla) örgüt üyeliği için bir delil olarak kullanılabilir. Fakat kullanımı o şahsın yaptığından emin olmak kaydıyla. Tek başına ise bir delil niteliği taşımaz. Ancak şahsın örgüt üyesi olduğuna dair kuvvetli bir emare olabilir.

2. BYLOCK'un Telefona Kurulumu Nasıl Yapılır?
Programı FETÖ mensubu birisinin yazdığı ve ilk başta (iphonelar için) Apple Store ve (Android telefonlar için) Google Play Store'a koyduğu yönünde bir iddia var. Bu dönemde programın kurulumu doğrudan bu yerlerden yapılmıştır. Devamında programın Apple Store ve Google Play'den kaldırılıp, abiler vasıtası ile doğrudan kurulduğu söylentisi var. Apple Store'dan kaldırıldıktan sonra bu programın telefona yüklenmesi, iPhonelar için çok zor bir işlem. Telefonu kırmaları (jailbreak yapmaları) gerekiyor. Bu da (özellikle son 3-4 seneden beri) yüksek seviyede teknik bilgi gerektiriyor. Ancak binde bir kişi bu işlemi yapabilir. Dolayısı ile iPhone üzerinden bir kullanım görünüyorsa, %99 Apple Store'dan indirilip kurulmuştur. Bu da alakasız kişilerin de merak/deneme amacıyla kurmuş/kullanmış olabilecekleri anlamına gelir.
Android telefonlarda ise, Google Play Store'dan kaldırıldıktan sonra da kolaylıkla kurulum yapılmıştır. Bu da muhtemelen şöyle gerçekleşmiştir: Önce telefon ayarlarından "Bilinmeyen Kaynaklar: Google Play Store dışındaki kaynaklardan uygulama yüklemeye izin ver" seçeneğini açmışlardır. Ondan sonra ya Bluetooth, ya USB, ya da SD Card vasıtası ile .apk uzantılı bir dosyayı doğrudan telefona transfer ederek, çalıştırıp yüklemişlerdir. Ya da sms/whatsapp/mail gibi bir mesajlaşma vasıtasıyla bir indirme adresi (download link) göndermişlerdir. Şahıs da o linke tıklayarak programı kurmuştur. Bu kurulum, şahsın bilgisi haricinde de yapılabilir. O yüzden delil niteliği taşıması için Bylock'un sadece telefona kurulmuş olması değil, ayrıca kullanılmış olması da gerekiyor.

3. BYLOCK Kullanmak İçin Referans Gerekiyor mudur?
Medyada “Bylock sistemine girmek için 8 kişiden referans alınması gerekiyor" gibi bir iddia var. Ben bunun gerçek olduğuna inanmıyorum. Zira örgüt, halka açık yapısı haricinde çoğu yerde hücre yapılanması şeklinde kurgulanmış. Buralardaki örgüt mensuplarının tanıdığı 8 farklı örgüt üyesi yok ki onlardan referans alsın da programa girsin. Ayrıca bugüne kadar uyguladıkları gizlenme taktiklerine de ters bu. Örneğin FETÖ üyesi bir Yargıtay Hakimi, gizli haberleşme için Bylock kullanacak olsun. 8 tane referans bulup da bu sisteme girecek olsa, bu adam zaten deşifre olur. O zaman gizliliğin ne anlamı var?

Ama hesap aktifleştirmesi için bir kişiden referans almaları gerekiyor olabilir. Bu makul ve uygulanabilir bir güvenlik tedbiri olarak yapılmış olabilir, ama 8 kişiden referans bulmanın akılla izah edilir bir tarafı yok.

4. BYLOCK'u Nasıl Kırmışlardır?
"Bylock'u kırmak" yanlış bir tabir. Bylock'un kendisi şifreli bir program değil ki Bylock'u kırmış (crack) olsunlar. Ya Bylock sunucusunu hacklemişlerdir, ya da Bylock kullanan hesapların şifrelerini kırmışlardır. Şifreler 16-24 karakter olduğu söyleniyor. Eğer öyleyse, (çok basit şifreler haricinde – ki şifre politikası uygulamışlardır, dolayısıyla zor bir ihtimal) deneme yanılmayla (brute force) çözülmelerine kainatın ömrü yetmez. Bu durumda olsa olsa sunucuyu hacklemişlerdir.
Bylock sunucusunu hacklemiş olsalar da, haberleşme içerikleri açık metin olarak sunucuda saklanıyor muydu? Medyada "karşı taraf okuyunca, ya da 24 saat içinde otomatikman silindiği" haberleri var. Muhtemelen öyleydi. Muhtemelen mesajların sunucuda bir kopyası tutulmuyordu. Sunucuda kopyaları tutuluyorduysa bile, şifreli olarak tutuluyor olmalı. Aksi bir ihtimal çok anlamsız bir güvenlik açığı demek, dolayısıyla çok düşük ihtimal.
Dolayısıyla ortada iki ihtimal var. Ya Bylock sunucusunu hacklediler (veya sunucu sahibinden verileri satın aldılar). Ya da Türkiye’nin internet çıkışlarından, Bylock sunucusuna giden bağlantıların listesini aldılar. Sunucuyu hacklemişlerse, sunucuda karşılıklı bağlantı kayıtları (logları) tutuluyor idiyse, onları almışlardır. Ama bunların (belki 1 haftalık kısa loglar haricinde) tutuluyor olma ihtimali de çok düşük, zira o da büyük bir güvenlik açığı demek. Dolayısıyla en makul olanı, Türkiye’den Bylock sunucusuna yapılan bağlantıları tespit etmiş olmaları. Bu geçmişe dönük de yapılabilecek bir işlem. FETÖ’nün takip edildiklerini farkedip VPN kullanımına geçmiş olması da bunun bir göstergesi. Zira VPN, böyle bir durumda ancak IP Adresini gizlemek için kullanılır.

5. BYLOCK'la Yapılan Haberleşme İçerikleri Elde Edilmiş midir?
Buna pek ihtimal vermiyorum. Zira anladığım kadarıyla aradaki sunucu, sadece haberleşmek isteyen iki tarafı buluşturmak için bir aracı rolunde. İki taraf da hatta ise (online iseler), muhtemelen mesajlar doğrudan birbirlerine gönderiliyor ve sunucuda tutulmuyor. İki taraftan biri hatta değilse (offline ise), mesajların 24 saat sunucuda tutulduğu bilgisi var. Ama gene de bu mesajlar şifreli (Encrypted) olarak tutuluyorlardır. Ve eğer programcı çok kazma değilse en az 256, muhtemelen de 512 veya 1024 bit şifreleme kullanmışlardır. Böyle bir şifrelemeyi normal yöntemlerle kıramazsınız (Dünyadaki tüm bilgisayarlar aynı anda çalışsa ve saniyede 1 milyar şifre deneseler, böyle bir şifreyi çözmeye kainatın ömrü yetmez).
Bir diğer ihtimal, telefonlar ve sunucu arasındaki bağlantının güvenli bağlantı olmaması (https/ssh yerine düz http / telnet gibi) ihtimali. Bu durumda mesajlar arada yakalanır, ama bunu yapmak için de çok acemi olmaları lazım. Dolayısıyla buna da ihtimal vermiyorum.
Onun yerine dolaşan bir söylenti var. O da MİT'in bir Bylock kopyası (clone) yazdığı ve bunu Google Play'e koyduğu. Eğer böyle bir durum varsa, o programı indirip yazışma yapan herkesin tüm yazışma içerikleri MİT'te vardır. Zira program kendi üzerinden geçireceği mesajları açık metin olarak kaydedip, oradan Bylock sunucusuna gönderip aradan çıkıyordur. Fakat böyle bir şey varsa, ne zaman başlamış ve ne kadar sürmüştür; Google Play Store'dan kaç kişi MİT'in programını indirmiştir, meçhul. Gerçekleştiyse de, muhtemelen hızla farketmişlerdir ve önlem almışlardır (Örneğin Bylock'un orjinal yazarının Google'a telif hakları itirazı yapıp programı kaldırtmışlardır, ya da örgüt içinde duyurup yasaklamışlardır vs).
Dolayısıyla Bylock'la yapılan haberleşmelerin olsa olsa az bir kısmının içeriği mevcuttur. Büyük oranda sadece bağlantı bilgisi mevcuttur.
Bir diğer ihtimal de, Bylock'un tüm haberleşmeleri açık metin olarak sunucu üzerinde tuttuğudur. Ama bu da Bylock'un FETÖ'ye karşı bir tuzak, sağlam bir operasyon olduğunu gösterir. Bunu FETÖ'ye yedirmişler de haberleşme içeriklerini tamamen elde etmişlerse, MİT'teki arkadaşların elini öpmek gerek. Ama dediğim gibi, bu yönde herhangi bir işaret yok. 
Tam tersi, şahit olduğum tüm olaylarda, sadece "Neden kullandın" sorusu soruldu. Ne şahsen, ne de medyada, Bylock'la ilgili haberleşme içeriklerine dair hiçbir şey görmedim. Dolayısıyla haberleşme içeriklerinden ancak çok azının elde edildiğini, onlarda da muhtemelen çok birşey çıkmadığını farz ediyorum. (Haber değeri taşıyacak bir içerik ellerinde olsaydı, bugüne kadar 10 tekrar haber yaparlardı herhalde).

6. Bir Şahsın BYLOCK Kullandığı Nasıl Tespit Edilmiştir?
Ortada kullanım tespiti ile alakalı tek mantıklı izah, Bylock sunucusu üzerinden IP Adresi alınması gibi gözüküyor. Her sunucunun olması gerektiği gibi, Bylock sunucusunun kendisine ait özel bir IP Adresi vardır. Bu adrese Türkiye'den yapılan bağlantılar, Türkiye'deki ISS/GSM Şirketleri tarafından tespit edilmiş olabilir. Ya da sunucu satın alınarak/hacklenerek, sunucuya bağlanan tüm IP Adreslerinin listesi alınmış olabilir (tabi eğer bu kayıtlar sunucu tarafından tutulduysa).

Fakat iki durumda da devletin elinde muhtemelen şu tarz bir bilgi vardır:
"Bağlantı Tarihi: 12 Ağustos 2014, Saat 14:41
 Bağlantıyı yapan IP Adresi: 24.133.220.21"

(EK Bilgi: IP Adresi, internet üzerindeki cihazlara ait bir adres bilgisidir. Google'a "what is my ip" yazarsanız, size bu numarayı verir. Bu sizi internette tanımlayan, size ait plaka gibi bir şeydir ve normalde tektir (yani aynı numara iki farklı kişide olamaz). Bu IP Adresleri, İnternet Servis Sağlayıcı (İSS) şirketler arasında paylaştırılmıştır. Her şirketin kendine ait bir IP Havuzu vardır ve müşterilerine o havuz içerisinden numara verir. Fakat olabilecek IP Adresleri sayısı yaklaşık 4 milyar olduğu için, NAT diye bir sistem kullanılarak, aynı IP ile birden fazla bilgisayar internete çıkabilmektedir (Bir dairede yaşayan 5 kişinin hepsinin aynı ev adresine sahip olması gibi). Dolayısıyla bir evde tek bir internet hattı varsa, o evin IP Adresi tektir ve o evden internete bağlanan herkes, internet üzerinde aynı IP Adresi ile (aynı plakayla) gezer.

Bu IP Adresini size İSS'ler (Türk Telekom, Superonline gibi İnternet Servis Sağlayıcıları) veya -gene bir tür İSS olan- GSM Şirketleri (Turkcell, Avea, Vodafone gibi) tahsis ederler. Bu tahsis de, sizin internete bağlı olduğunuz süre için geçerlidir. Aynı bir restoranda arabanızı park edecek olan Vale'nin size bir numara vermesi gibi. Girerken aldığınız numarayı çıkarken iade edersiniz ve sizden bir sonra gelene aynı numarayı verirler. Dolayısıyla bu IP Adresi, sabit bir adres değildir ve internete bağlı olunan saatlere göre değişir. Hatta modeminizi kapatıp bir 5-10dk beklerseniz, IP Adresinizin değiştiğini görürsünüz. (Ne kadar bekledikten sonra adresin bir sonraki gelen vatandaşa verileceğini İSS'ler belirler. Geçici bağlantı kopmalarına karşı tedbir olsun diye derhal vermeyebilirler, ama sizin internet bağlantınız kesildikten sonra çok kısa bir zaman içerisinde IP Adresiniz boşa çıkar ve bir başkasına tahsis edilir).

Bunun istisnası olarak Statik IP'ler vardır, ama sıradan vatandaşların %99'u Statik IP sahibi değildir. (Gene bir restoranın müdavimi olan bir müşterinin, sadece kendine ait bir araç numarası olması gibi. Vale bu müşteriyi tanır ve o müşteri geldiği zaman kendisine ait numarayı verir. Ama bu ücretli bir hizmettir ve İnternet Şirketleri veya özel ihtiyacı olanlar haricinde çok kimsenin bir işine yaramaz. Dolayısı ile nadir karşılaşılan bir durumdur).

Bu bilgiyi aldıktan sonra devlet önce TİB'e şu soruyu sorar: "24.133.220.21 adresi, hangi şirkete aittir"? TİB de cevap verir: "24.133.220.21 adresi, AVEA Şirketine ait IP havuzu içindedir" diye. Devlet o zaman Avea'ya sorar: "Bu IP adresinden, 14:41'de bağlantı kuran kimdir?" diye. Avea da cevap verir: "12.08.2014 tarihinde saat 14:41'de 24.133.220.21 adresi, Falan Filanoğlu'na tahsis edilmiş durumdadır" diye.

İşte savcılıklara gönderilmiş olan "Falan Filanoğlu, Bylock kullanmıştır" bilgisi, %99 ihtimalle bu şekilde elde edilmiş bir bilgidir ve gerçekte şahsi kullanım bilgisi değil, bir internet bağlantısı bilgisidir. Zira devlet, (neredeyse kesinlikle diyebiliriz ki) Falan Filanoğlu'nu elinde telefon, Bylock'a bağlanırken tespit etmiş ve suçüstü yapmış değildir. Zira (iddia edilen rakam olan) 165bin tane adamı böyle tek tek takip etmek ve bağlantılarını fiziksel olarak görüp de tespit etmek teknik olarak imkansızdır.

(Bylock haberleşme içerikleri varsa, bu içeriklere dayanarak Bylock kullanımı çok daha net tespit edilebilir -örneğin Bylocktan toplantı kararlaştırırmışlardır, şahıs da HTS kayıtlarına göre de o saatte oraya gitmiştir-. Ama bugüne kadar ne kızkardeşimin sorgularında, ne başkasında, ne de haberlerde Bylock içeriği ile alakalı birşey duymadım. Tek anlayabildiğim, IP üzerinden bir kullanım tespitinin yapıldığı.)

7. Kesinlikle BYLOCK Kullanmamış Birisi, Kullanmış Gibi Gözükebilir mi?
Evet bu mümkün. Hem de çok çeşitli şekillerde mümkün. Zira dediğim gibi, eldeki bilgi, "Falan şahıs Bylock kullandı" bilgisi değildir ve olamaz. Olsa olsa "Falan şahsa ait internet/cep telefonu hattı üzerinden Bylock sunucusuna bağlanılmış" bilgisidir. İşte bu bağlantıyı resmi hat sahibinin yapıp yapmadığı meselesinin ayrıca tespit edilmesi gerekmektedir. Fakat bildiğim kadarıyla henüz hiçbir olayda bu konu ayrıca araştırılmamıştır. 

Gelelim hiç alakanız bile olmasa, nasıl Bylock kullanmış gibi gözükebileceğinize:

a) Eğer kullanım Yerel İnternet Hattı üzerinden tespit edilmiş ise:
1.       Eğer Kablosuz İnterneti şifresiz kullanıyorsanız, civarda bulunan üçüncü bir şahıs, sizin internetinize bağlanarak, sizin hattınız üzerinden Bylock sunucusuna bağlanırsa, karşı tarafta sizin IP Adresiniz gözükeceği için, hattın resmi sahibi olarak siz zan altında kalırsınız.
2.       Kablosuz Internetin şifreli olması durumunda, eski şifreleme teknolojileri olan ve artık çok zayıf kaldıkları için terkedilen WEP veya WPA tipi şifreleme kullanan (veyahut WPA2 şifreleme bile olsa 12345678 gibi basit şifreler kullanan) kablosuz ağların şifrelerini basit hazır programlar yardımıyla kolayca kırarak, bu hatların üzerinden Bylock kullanan birileri, hat sahibini zan altında bırakabilir. (Google'a "Wireless Password Cracker" yazarsanız, karşınıza bu konu ile alakalı milyon tane sayfa gelir.)
3.       Evin herhangi bir ferdinin yaptığı bir haberleşme, hattın resmi sahibini zan altında bırakabilir.
4.       Apartmanda ortaklaşa kullanılan kablosuz internet ağlarında, herhangi bir kullanıcının yaptığı haberleşme yüzünden resmi hat sahibi zan altında kalabilir.
5.       Eve gelen misafirlerin şifresini isteyip ev internetini kullanarak haberleşme yapması ve Bylock kullanması sonucunda resmi hat sahibi zan altında kalır.
6.       Kötü niyetli üçüncü şahısların, "spoofing” denilen bir yöntemle kendi IP Adresini başkasının internet adresi gibi göstererek Bylock sunucusuna bağlanmaları sonucunda, IP Adresinin o an resmi olarak tahsis edildiği kişi zan altında kalır (sahte plakayla radara girmek gibi).
7.       Üçüncü şahısların "saplama” denilen yöntemle, başkasının internet hattının geçtiği kabloya fiziki müdahale ile ayrı bir hat çekip, hat sahibinin interneti üzerinden BYLOCK’a bağlanmaları durumunda, resmi hat sahibi zan altında kalır.
b) Eğer kullanım GSM numarası üzerinden tespit edilmiş ise:
(Burada kastedilen, cep telefonundan kullandığınız internet üzerinden yapılan bir bağlantı bilgisidir. Yoksa telefonla bir numara arıyor gibi Bylock sunucusuna bağlanılamaz.)
8.       Dershanelerde, hastanelerde, sigorta şirketlerinde ve sair kimlik fotokopisi bırakılan yerlerde, örgüt üyelerinin bırakılan kimlik fotokopisi ile GSM hattı alarak, o hat üzerinden haberleşip hat sahibini zanlı durumuna düşürmeleri mümkündür.
9.       Kendi cep telefonunun interneti olmayan veya kotası biten bazı örgüt üyelerinin, arkadaşlarına veya ortamdaki diğer şahıslara rica ederek, onların cep telefonlarını wireless-hot-spot yaptırtarak, onların interneti üzerinden Bylock kullanmaları mümkündür.
10.   Benzer şekilde, açık kalmış wireless-hot-spotların şifrelerini hazır programlar yardımıyla kırarak, hiç tanımadıkları insanların cep telefonlarının interneti üzerinden Bylock kullanarak onları zan altında bırakmaları mümkündür;
11.   Örgüt üyeliğini eşlerinden bile saklayan bazı kripto FETÖ’cülerin, “kadınlara dokunmazlar, dokunsalar da bilgisi olmadığı için bir şey çıkaramazlar” zannı ile eşlerine ait telefonlara bu programı gizlice kurarak, onlar yatarken/meşgulken kullanmaları ve onları zan altında bırakmaları mümkündür.
12.   “Trojan (Truva Atı)” / “Backdoor (Arka kapı)” gibi yöntemlerle birisinin cep telefonunu uzaktan hack’leyerek gizlice Bylock yükleyip, o telefon üzerinden -telefon üzerinde gözükmeyecek şekilde- arka planda (background process olarak) haberleşme yapmaları ve telefon sahibini zan altında bırakmaları mümkündür.
13.   Benzer şekilde “IMSI-catcher” denilen bir cihazla, (sahte) gezici baz istasyonu kullanarak, şahsın cep telefonu ile GSM şirketinin baz istasyonunun arasına girip (Man in the Middle), sonra da Bylock’a bağlanıp, asıl hat sahibini zan altında bırakmak mümkündür.
14.   Yoğun saatlerde GSM şirketinin elindeki IP Adresleri tükenmişse, aynı IP Adresini birden fazla kişiye tahsis ederek, kendi içi ağı üzerinde NAT yoluyla trafik yönlendirmesi yapıyor olabilirler. Bu bağlantıların da bilgilerini tutmaları kanuni bir zorunluluk olsa da, aynı IP Adresini tahsis ettikleri şahısları da birbirine karıştırmış olabilirler.
c) Eğer kullanım telefonun IMEI numarası veya MAC Adresi üzerinden tespit edilmiş ise:
15.   Örgüt üyelerinin yılda bir iki defa telefon değiştirerek, eski telefonlarını ikinci el olarak satmaları ve bu telefonların IMEI numaralarından tespit edilen haberleşmelerde, telefonu sonradan alanların zanlı durumuna düşmeleri mümkündür.
16.   Aynı şekilde telefonun MAC Adresi üzerinden yapılan tespitlerde, telefonun sonraki sahibinin zan altında kalması mümkündür.
17.   Telefonun IMEI veya MAC Adresini sanal olarak değiştiren programlar kullanıp (halk dilinde “telefona IMEI atma”), bir başkasına ait olan IMEI’yi kendi telefonlarına sanal olarak yükletip, o IMEI üzerinden Bylock kullanarak, IMEI’nin gerçekte ait olduğu telefonun sahibini zan altında bırakmak mümkündür (arabaya sahte plaka takmak gibi).
d) Tüm İSS'ler/GSM Operatörleri için geçerli olmak üzere:
18.   MİT’ten tespit edilen bağlantı bilgileri gönderilirken rakam hatası yapılmış olabilir (24.233.220.21 yazarken bir klavye hatasıyla 24.233.220.12 olarak yazılmış olabilir. Ya da tarih ve saat yazarken 12.08 yerine 12.07 yazılır). Bu durumda, TİB’den hiç alakası olmayan birisinin bilgisi istenmiş olur.
19.   TİB veya GSM Operatörü, kendisinden istenen sorguya cevap verirken hata yapabilir. Sonuçta cevabı veri tabanından otomatik vermek yerine, masa başına oturttukları bir operatöre yaptırdılarsa, o operatörün bu adres ve saatleri karşılaştırarak, buna denk gelen hat bilgisini çıkarması gerekmektedir. Bir rakamı yanlış okusa veya yanlış yazsa, farklı bir kişinin ismine ulaşır.
20.   Bu bağlantı bilgisinin istendiği saatlerin saat dilimleri ile ilgili karışıklık olabilir. Örneğin Bylock sunucusu GMT+8 üzerinden çalışıyor olsun. Türkiye GMT+3 saat dilimindedir. Böyle bir durumda Bylock sunucusunda saat 15:00 olarak gözüken vakit, Türkiye için 10:00 olabilir. Siz Türkiye’de operatöre yazıp, bağlantının yapıldığı IP adresinin saat 15:00’de kime tahsis edildiği bilgisini istersiniz. Oysa 5 saat içinde önceki kullanıcı mobil veriyi kapatmıştır ve o IP artık başkasına tahsis edilmiştir. Yanlış kapıyı çalar, yanlış adamı tutarsınız.
21.   Yaz saati ile ilgili gene benzeri bir karışıklık olabilir. Bağlantı tespit edildiği dönemde Türkiye yaz saatindedir. Bilgisayarda 20:00 gibi gözüken bağlantı bilgisi, gerçekte 19:00’dır. O bir saat içinde IP Adresi serbest kalmış ve başkasına tahsis edilmişse, gene yanlış kapıya gidersiniz.
22.   Ay/Gün ile ilgili benzeri karışıklıklar olabilir. Avrupa’da “12.08” yazdığınız zaman, “8 Aralık” demektir. Türkiye’de ise “12 Ağustos”. Türkiye içinde de bölge ayarları (regional settings) yapılmamış veya Avrupa/Amerika olarak kaydedilmiş bilgisayarlarda da aynı karışıklık yaşanabilir. Hele Excel gibi bir veri tabanı üzerinden formül yolu ile otomatik karşılaştırma yapılıyorsa, bu tarz tutarsızlıklar ve hatalar da çok rahat gözden kaçabilir.
23.   Kötü niyetli MİT veya TİB veya GSM Operatörü görevlisi, kasten rakamları karıştırıp farklı isimler gönderebilir. Bu kurumlarda muhtemelen hala kripto örgüt üyeleri mevcuttur. Bunların -daha önce kumpas davalarında da örneği görüldüğü üzere- alakasız insanları kasten bu örgütle irtibatlı gösterecek şekilde şaibeli raporlar veya dijital deliller düzenleyerek, toplumda “yaş kuru birbirine karıştı” algısı oluşturarak toplumdaki genel adalet hissini zedeleyip davayı sulandırmak istemeleri de imkan dahilindedir.
24.   Benzer şekilde, bu tespit işleminin herhangi bir kademesinde FETÖ mensuplarının araya girerek, başka grup, camia, cemaat veya tarikatların mensuplarını da kasten işe karıştırmaları, o gruplara da “Bu iş bizim masum mensuplarımıza bile dokundu, demek ki adaletsizlik var” dedirterek yanlarına çekip cepheyi genişletme gibi toplum mühendisliği taktikleri uygulamaları da bu örgütün geçmişte uyguladığı yöntemlerdendir ve dikkate alınması gerekir.
e) Bağlantı Proxy (VPN) üzerinden yapılmışsa:
25.   Örgütün bir süre sonra uyanıp, VPN kullanmaya başladığı iddiası var. Bu şu demek: Doğrudan Bylock sunucusuna bağlanmak yerine, önce arada bir başka bilgisayara (Proxy-VPN) bağlanıyorlar. Bylock sunucusuna o adres üzerinden bağlanıyorlar. Dolayısıyla Bylock sunucusunda IP Adresi olarak o VPN’in adresi gözüküyordur. Bu durumda devletimiz bu VPN’lerden erişebildiği kadarına erişerek, onlardan ilk IP Adresinin bilgilerini almıştır (eğer birden fazla zıplama yapmadılarsa ve eğer VPN firması bu bilgileri vermeyi kabul etmişse). Fakat burada da şöyle bir problem olabilir: VPN firmasından bu adresler, mahkeme kararı ile değil de, rica ile veya para karşılığında istenmiş olabilir. Bu durumda siz yabancı bir şirketin size vereceği gayr-i resmi bir bilgiyle, ülkenizdeki bir vatandaşı tutuklamış olursunuz. İşte o VPN şirketi, FETÖ’nün bu iş için kurduğu paravan şirketlerden biriyse, veya FETÖ sizin soruşturmanızın detaylarından haberdar olup, o VPN şirket(ler)ine ulaşıp onları yönlendirdiyse, yanlış bilgiler verdirterek çok alakasız kişileri araya karıştırmış olabilirler. (Tabi tam tersi devletimiz örgütün VPN’e yöneldiğini fark edip, kendisi parasız VPN hizmeti veren şirketler kurup da sazan avladıysa, bu işi yapanları da ayrıca tebrik etmek gerekir).
f) Eğer kullanım bilgisi, kullanıcı adı veya mail adresi üzerinden tespit edilmişse:
26.   Bir haberde, Bylock sunucusuna bağlanan şahısların isim ve şifrelerinin açık olarak göründüğü bir veri tabanı fotoğrafı mevcut. Eğer Bylock yazılımını örgüt yapmış ise, isim ve şifreleri hash'lenmemiş (şifrelenip karışık metin haline getirilmemiş) halde açık metin (clear text) tutuyor olması akıl karı değil. Böyle açık metin olarak tutuluyor olmaları çok büyük bir güvenlik açığıdır. Dolayısıyla burada görülen, muhtemelen MİT tarafından yazılan bir Bylock kopyasının Google Play Store'a yüklenmesi ve bu oltaya gelen sazanların kullanıcı bilgileri ve şifrelerinin elde edilmesidir. Ya da Bylock'u gerçekten örgüt yazmamıştır. Bylock sunucusu da bilgileri açık metin olarak tutuyordur. Sunucu satın alınarak veya hacklenerek bu bilgilere erişilmiştir. İşte bu durumda, kullanıcı adları veya varsa mail adresi bilgileri üzerinden de bir Bylock kullanım bilgisi çıkarılmış olabilir.
       Böyle bir durumda da yanlış kişi zan altında kalabilir. Zira örgüt üyelerinin müstear isim kullanmaları, veya kasten başkalarının isim ve soyadları ile mail adresleri, kullanıcı adları almaları, facebook/twitter adresleri almaları, hatta kullanıcının fotoğrafları ile de süslemeleri çok kolaydır ve yaygındır. Bylock kullanım bilgisi, Bylock sunucularına bağlanmakta kullanılan kullanıcı adı veya mail adresleri üzerinden tespit edilmişse, bağlantının yapıldığı hat bilgileri ile kıyaslayarak durumu ayrıca teyid etmek gerekir.


Bunların da ötesinde bir ihtimal daha var ki, düşük de olsa ihtimal olarak yazacağım. Özellikle Avea hatlarına dair Bylock kullanım bilgilerinde hata olduğuna dair bir söylenti dolanıyor. Böyle birşey varsa, bu ya oradaki beceriksiz/dikkatsiz bir operatörün işidir. Ya da birileri kasten istemedikleri adamları da Bylock kategorisine sokup da tasfiye etmek için kullanıyorlardır. Ya da FETÖ bu işi sulandırmak için kullanıyordur. Bilemiyorum, ama ayrıca araştırılması gerektiğini düşünüyorum.

Başkasıymış gibi gözükerek işlem yapmanın, maskeleme ve perdelemenin yukarıda sayılanlar haricinde daha gelişmiş yöntemleri de vardır. Fakat bunlar maliyetli olduğu ve ancak üst düzey vakalarda söz konusu olabileceği için konuyu uzatmayacağım. (Yukarıda saydıklarımdan 1,2,3,4,5,9,10,11,15 numaralı durumlar, herkes için karşılaşılabilecek, yaygın durumlardır. Diğerleri daha nadir rastlanabilecek ve/veya kumpas durumlarında olabilecek şeylerdir. Fakat gene de ihtimal dahilindedir. Hakkında FETÖ'cü olduğuna dair başka hiçbir delil olmayan üst düzey vakalarda bu ihtimallerin de dikkate alınması gerekir. Örneğin Bylock kullandığı iddia edilen eski YARSAV Başkanı, belki de FETÖ'nün böyle bir intikam operasyonuna kurban gitmiştir. Veya Bylock kullandığı iddia edilen AKP vekillerinden bir kısmı, kumpas sonucu öyle gözüküyordur. Bunların ciddi araştırılması gerekir.)

İşin özeti şudur. “Falan şahıs Bylock kullanmış” diye gelen bir bilgi, sadece bir emare veya ek delil olarak ele alınabilir. Örgüt üyeliğine dair başka verilerle desteklenmesi gerekir. Ek soruşturması yapılmadan, dikkatsizce kullanılırsa, bu işle hiç alakası olmayan insanlar da mağdur edilebilir. Duymakta olduğunuz bu tarz mağduriyet hikayelerinin bir kısmı FETÖ’cülerin rol kesip ayak yapması olsa da, bir kısmı gerçek mağduriyetlerdir. Dikkatli olunması gerekir.

8. BYLOCK Kullandığı Tespit Edilen Birinin FETÖ'cü Olduğundan Nasıl Emin Olunur?
En kesin bilgi, haberleşme içeriğine ulaşarak veya şahsın itiraf etmesi sonucunda elde edilir. Bunun haricinde şunlara dikkat edilmesi gerekir:
Ev internetinden Bylock kullanıldığı tespiti yapılmışsa, evdeki bilgisayar, tablet ve telefonların incelenmesi gerekir. Kuvvetle muhtemel bu cihazlar formatlanmış olacaktır. Fakat gene de profesyonel değillerse, programın izi kalır. Bu izler tespit edilebilir. (Soruşturulmakta olan şahıs üst düzey bir görevli ise, bilgisayarları laboratuarlara gönderilerek incelettirilebilir. Maliyeti yüksektir ama bu yöntemle 32 tekrara kadar üst üste silinmiş dosyaları geri getirebilirler).
Evden Bylock kullanıldığı iddia edilen saatlerde evde kimlerin olduğu HTS kayıtlarından tespit edilebilir. Örneğin hat sahibi evde değilken ev internetinden Bylock kullanılmışsa, bu durum hat sahibi için bir beraat karinesi olur. (Ancak karine olur, delil olmaz. Çünkü o anlık kullanımı kendisinin yapmadığı sabit olur ama belki diğer zamanlardaki bağlantılardan bir kısmını kendisi yapmış olabilir).
Bağlantıların ne kadar sürdüğü, hangi sıklıkla yapıldığı göz önüne alınmalıdır. Zira çok kısa süreli bir bağlantı bilgisi (örneğin 3 gün süren) veya uzun aralıklı bir bağlantı bilgisi (örneğin 2 haftada 1), muhtemelen misafir tarzı bir başka şahsın Bylock kullandığını gösterir.
Bağlantıların yapıldığı tarih/saatler için de ayrıca HTS kayıtları çıkarılmalı ve bunlar karşılaştırılmalıdır. Temel olarak bir şahıs cep telefonundan Bylock kullanmış da, bu kullanımı çok çeşitli yerlerde, uzun süre ve sıklıkla yapmış ise, bu şahsın örgüt üyesi olduğu %99'dur. Fakat bunun dışındaki durumların ayrı değerlendirilmesi gerekir. Örneğin bir şahsın HTS kayıtlarında sadece belli bir mekanda Bylock kullandığı gözüküyorsa, o mekanla ilişkili herhangi birisi onun üzerinden Bylock kullanıyor olabilir.
Ayrıca bu örgütün Bylock kullanmaya başladığı tarih yaklaşık olarak bellidir. Bu tarihten önce kendi aralarında sıkça mesajlaşan, ama bu tarihten itibaren mesajlaşmaları kesilen örgüt üyelerinin, Bylock kullanmaya başladıkları düşünülebilir. Bu da ayrı bir emare olur ve sorgulanmalıdır.
Devamında örgütün "Deşifre olduk, VPN kullanmaya başlayın" dediği tarih de bellidir. O zamana kadar VPN kullanmamış şahısların bir anda ilham gelmiş gibi toplu olarak VPN kullanmaya başlamaları da bir emaredir. Delil olmaz, çünkü youtube/twitter gibi sitelere sıklıkla yasak getirilen bir ülkede, artık sokaktaki adamlar bile VPN kullanmayı öğrendiler. Fakat gene de böyle ortak bir görüntü vermeleri bir emaredir ve sorgulanmalıdır.
Bunun devamında, Bylock kullanımının kesildiği tarih de bellidir. Zira örgüt, o piramit tarzı hiyerarşik yapısı ile aldığı herhangi bir kararı en geç bir hafta içerisinde en alt mensubuna kadar iletir ve uygulatır. Dolayısı ile, Bylock kullanımının, %95 oranında bir bıçak gibi kesildiği tarih yaklaşık olarak bellidir. Bylock kullanım bilgileri yaklaşık olarak bu tarihte kesilenlerin, mutad Bylock kullanıcısı oldukları da kuvvetli bir emare olur. (Diğer komplikasyonlar gözardı edilmemek kaydıyla, misafir vb. kısa süreli dış kullanım ihtimalleri devre dışı kalır). Bu tarihten çok önce kesilmiş bir kullanım, ya VPN'e geçildiğine dair bir emaredir (o zaman şahsın Bylock kullanımı kesildiği andan itibaren VPN kullanıp kullanmamaya başladığı tespit edilmelidir). Ya da şahıs kısa süreli olarak kullanmış ve bırakmıştır. Ya da bir başkası, ortak mekanlarda bulundukları süre içerisinde o şahsın hattı üzerinden Bylock kullanmıştır.
Özellikle örgüt çapında Bylock kullanımı kesildikten sonra herhangi bir zanlının Bylock kullanımı devam etmişse, o şahsın örgütten bağımsız olarak başka amaçlarla Bylock kullandığına bir emaredir.
Şahsın telefon hattı üzerinden Bylock kullanılmışsa, öncelikle GSM Operatörüne, şahsın Bylock kullandığı iddia edilen tarihte, hangi IMEI numarası ile internete bağlandığı sorulmalı ve elindeki telefonun öncelikle bu telefon olduğu teyid edilmelidir. Sonra da bu telefon detaylı olarak incelenmelidir. Üzerinde kurulu programlar, zamanında kurulmuş ve kaldırılmış programlar, hangi tarihte fabrika ayarlarına dönüldüğü, vb. bilgiler incelenmelidir.
Bunun haricinde emare denilebilecek ek bilgiler var. Örneğin Bylock kullandığı iddia edilen tarihlerde, hatta takılı telefon iPhone olarak gözüküyorsa, programı Apple Store’dan indirmiş hiç alakasız bir vatandaş da olabilir.
Veya uzun süredir aynı telefon ve aynı numarayı kullanan birisi muhtemelen örgütte üst düzey bir vazifede değildir. Zira bu şahıslar teknik takipten kurtulmak için devamlı telefonlarını ve hatlarını değiştiriyorlardır.
Bir diğer garantili yöntem de, Bylock kullandığı iddia edilen vatandaşların HTS bilgileri kullanılarak olur. Şöyle ki: Bir kurumda Bylock kullandığı iddia edilen 20 kişi varsa, bu 20 kişinin geçmişe dönük haftalık HTS kayıtları kıyaslanarak, ev ve işyerleri haricinde ortak bulundukları noktalar tespit edilir. Örgüt kurumsal yapılandığı için, kurumlar ya ortak istişare yaparlar. Ya da kurumlardaki şahıslar ortak mekanları, ayrı zamanlarda bireysel olarak kullanırlar. Bu durumda 20 kişiden 18 tanesi her hafta aynı gün ve saatlerde belli bir bölgede bulunuyorsa (örneğin Çarşamba akşamları saat 20:00’de hepsi aynı anda belli bir binada bulunuyorlarsa) örgüt toplantısı yapıyorlar demektir. (Tek seferlik bir ortak toplantı bulgusu, kurumsal düğün-hasta/bebek ziyareti vb. gerekçelerle olabilir, fakat tekerrür eden bir toplanma varsa, %99 örgüt toplantısıdır).
Veya bir kurumda çalışan ve Bylock kullandığı iddia edilen 10 kişiden 8 tanesi, (hepsi farklı saatlerde olmak üzere) haftasonları belli bir bina civarında bulunuyor olsunlar. Örneğin A şahsı, Cumartesi günleri saat 14:00-16:00 arasında, B şahsı 17:00-19:00 arasında, C şahsı 20:00-22:00 arasında aynı bina civarına geliyor olsun. Bu da bir örgüt evinin ortaklaşa, sırayla kullanıldığını, ama şahısların birbirini görmelerinin istenmediğini gösterir. MİT/TSK vb. hassas kurumlarda çalışanlar için kuvvetle muhtemel bu tarz yöntemler uygulamışlardır.
Özellikle Bank Asya’ya 2014 yılı içerisinde yüklü miktarda para yatırılıp çekilmesi; kesin olarak olmasa da, kuvvetli bir emare olarak örgüt üyeliğini gösterir. Bu tarz bir bilgi, Bylock kullanımı ile birleştirildiğinde, yanına örgüt toplantılarına katılmak vb. başka emareler de gelirse, şahsın örgüt üyeliğine dair kuvvetli delil haline gelir. (Gazete-dergi abonesi olma, öğrencilere burs verme, yurtdışına kurban verme, okuluna/dersanesine gitmek gibi şeylerin örgüt üyeliği bağlamında ele alınması çok yanlış. Buradan yola çıkılırsa, ülkede örgüt üyesi ilan edilmedik insan kalmaz. O zaman dava da sulanır, halkın gözünde meşruiyetini kaybeder. Halk desteği olmadan da bu operasyonlar yürütülmez. Bu tarz şeyler sadece zayıf emare olarak ele alınmalıdır. Ancak somut delillere destek olarak kullanılmalıdır.)

Yukarıda saydığım ihtimallerin bir kısmı çok genel karşılaşılabilecek (kablosuz internet bağlantıları gibi), bir kısmı ise nadir görülebilecek (spoofing veya saplama gibi) ihtimallerdir. Sıradan vatandaşlar için üst düzey tekniklerin kullanılmış olma ihtimali düşüktür. Ama örgütün deşifre olduklarını farkettikleri an, başkalarını da (özellikle de üst düzey bürokrat veya siyasileri) aynı zan altında bırakmak için, bu yöntemlerin herhangi biri ile onları da Bylock kullanmış gibi göstermek isteyebileceği dikkate alınmalıdır. Özellikle Bylock kullanımının terkedildiği tarihlere veya sonrasına rastlayan bu tarz kullanım bilgileri çok dikkatli değerlendirilmelidir. Herkesin Bylock kullanmayı bıraktığı bir tarihte birisi yeni kullanmaya başlamış gözüküyorsa, muhtemelen örgüt üyesi değil, kumpas kurulmuş bir kurbandır.

Fakat en başta da dediğim gibi, son tahlilde tek başına Bylock üzerinden insanların terörist olarak itham edilmeleri doğru değil. Zira bu bilgi muğlak bir bilgidir; değiştirilebilir veya çarpıtılabilir bir bilgidir. Büyük oranda doğru olsa bile, yanlış olma ihtimali de vardır.

9. BYLOCK Kullanan Bir Şahıs, Bunu Ne İçin Kullanmıştır?

Şahsın Bylock kullandığı sabit olduktan sonra da birkaç farklı senaryo var.

A)    Şahıs, o tarihlerde (örgütün Bylock kullandığı ileri sürülen 2014-2015 yıllarında) henüz bir terör eyleminde bulunmadıkları için, sadece dini bir cemaat olarak gördüğü bu yapıya sempati duyuyor ve sohbetlerine gidip geliyor olabilir. O arada "abileri" kendisine: "Telefonuna bu programı kuralım, buradan haberleşiriz, hem ücretsiz, hem güvenilir" diyerek bu programı şahsın telefonuna yüklemiş olabilir. Burada şahıs hiyerarşik yapının hiçbir yerinde yoktur ve sadece sempatizandır, ama Bylock kullanmıştır. Bunların farklı bir kategoride değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bildiklerini anlattıkları takdirde en azından tutuksuz yargılanmaları taraftarıyım. Fakat bildiklerini anlatmaları için cesaretlendirilmeli ve şahıslar yerine önce mekanlar sorularak, vicdanları rahatlatılmalı ve korkutulmadan sorgulanmalıdırlar. Adama "Bir terör örgütü üyesisi olarak, pişmanlıktan yararlanmak ister misiniz?" diye sorup da bilgi istediğiniz zaman, adam bunu kabul edip de bilgi vermeye kalktığında zaten terörist olduğunu kabul etmiş olması gerekiyor. Başta bunu kabul etmiyor ki pişmanlıktan faydalansın.
B)     Şahıs o tarihlerde örgüt üyesidir. Ama gün geçtikçe gözü açılmış ve kendine gelerek bu yapıdan ayrılmıştır. Bunların da ötekileştirilmeden, mağdur edilmeden, korkutulmadan ve rencide edilmeden sorgulanması ve bildiklerini anlatması sağlanmalıdır. Bu şahısların en ufak bir bağlantısı görünen başkalarının tutuklandığını görmeleri, korku ile herşeyi inkar etmelerine yol açabilir. Bu tarz hatalar yapılmamalıdır. Örgütün çözülmesine yardım edecek bilgileri elde etmek, artık örgütle alakası kalmamış insanları hapiste tutmaktan daha faydalıdır.
C)     Şahıs örgüt üyesidir, ama örgütün legal görünen tarafına mensuptur. Örgütün "mahrem" icraatlarından da haberi yoktur. Örneğin kendi halinde bir dersane öğretmenidir. Sohbetlere, istişarelere gidip geliyordur. Örgüte maddi manevi yardım yapıyordur, ama örgütün pisliğinden haberdar değildir. Bunların da farklı değerlendirilmesi gerekiyor. Zira bu insanlar vatan haini değil, tam tersine bu vakıanın en büyük mağdurlarındandır. Yıllarca hoca zannettikleri bir meczubun peşinden gidip, hayatlarını bir batıl dava uğruna harcamışlar. Bunların da imha edilmeleri yerine, rehabilite edilmeleri ve tekrardan topluma kazandırılmaları gerektiğini düşünüyorum. Bir süre gözaltı ve belki kısa süreli bir tutukluluk olabilir, ama uzun süreli bir mağduriyet, gerçekte topluma kazanılabilecek bu insanları, devlete düşman edebilir. Güneydoğuda uzun yıllar yapılan yanlışların burada tekrar edilmemesi gerekiyor.
D)    Şahıs bu yapının pis işlerine bulaşmıştır. Bu durumda da işlediği veya işlenmesine yardım ettiği her suçun ayrı ayrı değerlendirilip, ona göre yargılanması ve ceza alması gerekir. Örneğin şahıs muhasebecidir. Örgüt adına para aklıyordur ve suç işliyordur, ama darbe planlamasından haberi yoktur. Bence bu tarz bir şahıs mali suçlardan sorgulanmalı ve ceza almalı, ama darbeci olarak değerlendirilmemelidir.
E)     Darbe planlamasında doğrudan yer alanlara müebbet verilmeli ve özellikle eli kana bulaşmış olanlar (gerekirse hukuk kuralları bile geriye işletilerek -yemişim "Batı ne der" kaygısını-) idam edilmelidir.
------------------------------------------------------------------------

Elhasıl bu mesele çok fazla uzamadan ve derinleşip kangren olmadan, toplumdaki adalet duygusu zedelenmeden ve konu sulandırılmadan çözülmelidir. Yoksa 100 senedir uğraştığımız Ermeni Diasporası belası gibi, yeni bir FETÖ Diasporası belası ile uzun yıllar uğraşmak zorunda kalırız. Bunun da bizim enerjimizi tüketmek haricinde kimseye bir hayrı olmaz. Öncelikli amaç bu örgütü dağıtmak ve çözmek olmalı, imha etmek değil. Yoksa aynı PKK örneğinde olduğu gibi, her mağduriyet size yeni düşmanlar yaratır ve örgüt küçüleceği yerde şartlara adapte olarak tamamen yeraltına iner ve büyümeye devam eder. Zaten önümüz kış, duvarlarda yeni delikler açmanın bir alemi yok.

EK: Son günlerde Kakao Talk ve Line üzerinden de inceleme yapıldığına dair haberlere denk geldim. FETÖ'cüler bu programları kullanmış olabilirler. Fakat Google Play Store'da bulunan ve toplamda 500 milyondan fazla kullanıcısı bulunan programlar üzerinden de insanlar itham edilecekse, bu işin çivisi çıkmış demektir. Oldu olacak "Darbeciler Whatsapp kullanıyordu" diyerek tüm Whatsapp kullanıcılarını gözaltına alsınlar da bu işin iyice suyu çıksın.

Davayı iyice sulandırmak isteyen FETÖ'cüler mi yapıyor bunları her ne haltsa, bir zahmet haber yapanlar da daha dikkatli olsunlar. Haber yazmadan önce bir açıp baksınlar "ya bu Line da neymiş" diye. Öteki türlü her duyduğunu yazmak, olsa olsa mahalle dedikoduculuğu olur, habercilik değil.

Not: Daha fazla detay merak eden savcılarımız olursa, rica ediyorum, çağırsınlar, kendim kalkar gelirim, bildiklerimi anlatırım. Bir de boşuna TEM'deki arkadaşları yormasınlar, gerek yok.

Not 2: "Ne yazdın be arkadaş" diyenler için, sizin de küçük kızkardeşiniz haksız yere bu ithama maruz kalsa, çoluk çocuğundan koparılıp nezarete atılsa, gidip onu parmaklıklar arkasında ağlar görseniz, siz de yazabileceğiniz ne varsa yazardınız.

Not 3: Buradaki bilgilerin çoğunluğu Bilişim Güvenliği alanında uzman bilirkişilere sorularak teyid edilebilir. Fakat daha Internet'in ARPANET'ten türediğini bilmeyen, Intranet'in ne olduğunu bilmeyen ve "Çin ve Rusya gibi yerel internetimizi kurmalıyız" diyecek kadar bu konunun cahili olan insanların televizyonlara çıkarak uzman bilirkişi diye dolandığı bir ülkede, bilirkişi diye çağıracağınız şahsın hakikatte ne kadar "bilir"kişi olacağı da meçhul.

Not 4: Bu yazı da dahil olmak üzere yazılarımın tamamı için her türlü alıntıya müsaadem vardır. İsteyen, istediği kısmını alıp kullanabilir. Alıntı yaptığınız kısımları da sizi bağlar. Sonra gelip benim başıma ekşimeyin.

16 Temmuz 2016 Cumartesi

15 Temmuz Darbesi Üzerine

Çok garip bir gece yaşadık. İnsanlar daha ne olup bittiğinin farkında değil. Olayların netleşmesi birkaç gün sürebilir, ama bu arada bin türlü yorum ve spekülasyon yapılacak.

Kimsenin aklının almadığı, alamayacağı kısım şu:

Bir darbe yapıyorsun, ama senden başka herkes konuşuyor. TV'ler açık, internet açık, Başbakan ve Cumhurbaşkanı serbest beyanat veriyor, sen daha anca 2 saat sonra TRT'yi ele geçirmeye uğraşıyorsun ve saire. Saat de daha 22:00..

Sokakta kime sorsan, böyle bir darbe planlaması olmayacağını, darbenin böyle yapılmayacağını bilir. Dolayısıyla benim de ilk düşündüğüm, bunun bir tiyatro, bir müsamere olduğu veya dünyadan kopuk bir avuc kemalist cuntacı tarafından yapılan bir girişim olduğu üzerineydi.

Fakat saatler ilerledikçe, şiddetin yoğunluğu arttıkça işin öyle olmadığı ortaya çıktı. Neler oluyordu?

İlk dakikalarda dediler ki "FETÖ" yaptı. Buna hiç inanasım gelmedi, zira akıl alır gibi değildi. O da cemaatin darbe yapmayacağından değil (zira böyle bir düşünceleri olduğunu, en azından akıllarından geçirdiklerini 2 yıla yakın bir süredir hissediyordum); bir sızıntı aboneliğinde bile tüm ülkeyi kapsayacak detaylı hiyerarşik organizasyonlar yapan bir cemaatin, bu kadar çapsız ve beceriksiz bir darbeye kalkışmayacağından.

Bir kere darbe dediğin gece 3'ten sonra olur. Tüm medya ele geçirilir, tüm siyasiler tutuklanır, asker sokaklara hakim olur, ondan sonra TV'ye çıkıp beyanat verilir, iş biter. Kenan Evren gibi pek parlak zekaya sahip olmayan bir askerin (Harp Okulunda sınıfta kalmıştır) 1980'de emrindeki adamlarla oturup yaptığı bir planlamayı cemaatin elindeki beyin ve planlama kapasitesi ile en az on katıyla yapması gerekiyordu. Ama olmadı. Peki o zaman yapılan neydi?

Bu mesele daha çok su götürecek, ama benim hissettiğim, anladığım mesele şu:

TEORİ:
*****************
Cemaat bir darbe planlıyordu. Hazırlıklar ve planlamalar uzun zamandır, büyük bir gizlilik içerisinde yürütülüyordu. Fakat bu çapta bir hazırlığın sızmaması da mümkün değildi ve sızdı da. Muhtemelen henüz vicdanı ölmemiş cemaat üyelerinden bir veya birkaçı bir darbe hazırlığı yapıldığını görünce ihbar etti ve hükümetin olaydan haberi oldu. MİT belki bir süredir hazırlıkları izliyordu, takip ediyordu.

Derken, Yüksek Yargının garip bir kanunla tasfiye ediliyor olması, yaklaşan askeri şura ve TSK'daki çok sayıda cemaat mensubunun tasfiye edilecek olması gibi gelişmeler, darbenin erkene çekilmesine yol açtı. Muhtemelen de bu gece saat 3'te tam teşekküllü bir darbe yapılacaktı.

Fakat bu hazırlıklar haber alındı ve hükümetin emriyle darbecilere karşı Özel Harekat/MİT/TEM  Şube ve saire eliyle operasyon başlatıldı (veya operasyon hazırlığı yapıldı ve cemaat bunu haber aldı). Dolayısıyla darbeyi erkene almak zorunda kaldılar. Genelkurmayı ele geçirdiler, köprüleri ve havaalanını kapattılar, sağa sola emirler verip sokağa hakim olmaya kalktılar.

Bu arada karşı operasyon da başladı.

Tahmin ediyorum, pek çok yerde darbecilere karşı normal bir "terör operasyonu" gibi operasyon yapıldı/yapılması emri verildi. (Gölbaşındaki Özel Harekat'ın bombalanmasının altında da bu direnişi kırmak yatıyordur).

Ondan sonrası tam bir kaos. Planlar erkene çekildiği için, hiçbir şey beklendiği gibi gitmedi. Medyaya hakim olunamadığı için, enformasyon üstünlüğü hükümete geçti. Bu arada darbecilerin bastığı TRT uydudan, digitürk'ten vs. düşürüldü ve darbecilerin kamuoyunu yönlendirebilecek herhangi bir araçları da kalmadı. Psikolojik üstünlük hükümete geçti. O arada akıllıca bir hamle ile camilerden selalar verildi, duyurular yapıldı, halk sokaklara döküldü.

Bundan sonrası daha da karışık. Muhtemelen bir ikilemde kaldılar. Çünkü artık bir kere işe girişmişlerdi. Buradan geri dönülmez, dönülemezdi. Devam etmeleri durumunda da halk ile karşı karşıya kalacaklardı. Çok kan dökülecekti. Yapamadılar. Zira cemaat mensupları her ne kadar efsunlanmış olsalar da, çoğunun merhamet ve insafları ölmemiştir. Eğer kalplerinde iman olmasa, muhtemelen çok büyük katliamlar yapılırdı, ama yapamadılar. (Aradaki münferit olaylar istisnaidir. Zira belki 100bin kişiye yakın bir katılımla yapılan bu kadar büyük çapta bir darbe organizasyonu, darbeciler insafsız olsa bu kadar az kayıpla atlatılamazdı).
*****************
Bu teoriden başka mantıklı bir açıklama düşünemiyorum. Zira bu hadise göründüğü kadarıyla Talat Aydemir'in denediği gibi küçük çapta bir cunta kalkışması değil, tam teşekküllü bir darbe planıydı ve çok kapsamlı ve organize olacaktı. Fakat erken doğuma zorlandı ve öldü. Hatta tahmin ediyorum, pek çok yerde darbeciler terör operasyonları ile erken saatlerde vuruldu/öldürüldü. Beklemiyorlardı. (İşin ilginci, askeri bir darbe yapılsaydı, bu şekilde engellemenin planlarını cemaat yıllar yıllar öncesinden yapmıştır. Bu planların kendilerine karşı uygulanması tam bir ironidir).

Bir de şöyle bir realite var. Eğer bu darbenin önü erkenden alınmasaydı, tahterevalli başarılı olma eksenine yatsaydı, sabaha varıncaya kadar TSK'nin büyük çoğunluğu, polis ve bürokratlar ve saire direk taraf değiştirir ve darbecilerin safına geçerdi. Ondan sonra yeni bir Yassıada tiyatrosu izlerdik..

Olmadı. Herkesin bir planı var, Allah'ın da bir planı var. Kaderin de üstünde bir kader var.

Belki darbecilerin çoğu kendilerini haklı görüyordu. Kanunların kendilerine verdiği Anayasanın ve Cumhuriyetin korunması ve saire gibi yetkilere dayanıyorlardı. İhtimal ki önceki darbeler gibi, en ufak kan dökülmeden, tereyağından kıl çeker gibi bir darbe yapabileceklerini ve belki memleketi düze çıkarabileceklerini düşünüyorlardı. Büyük bir çılgınlığa dönüştü.

Allah korudu.

Bundan sonra ne olur? Halkın tamamına yakını bu işi cemaatin yaptığına inanır. Cemaat, tarihinde görmediği bir sürek avına maruz kalır. Cemaat içinde bu olay bir süre inkar edilir, ama sonradan iş açığa çıktıkça, kendi taraftarları ve sempatizanları da teker teker ayrılır gider. 40 yıl önce başlayan, yüzbinlerce kişinin emeği ile bu kadar zahmet, bu kadar gözyaşı, bu kadar ihlas ile kurulan bir hizmet, bu hezimetten sonra tarihe karışır gider.

Yazık oldu.

(Cemaatin yaptığından neden bu kadar eminsin demeyin. Internete verilen bir whatsapp yazışması var. O yazışmalar, fabrike edilemeyecek kadar gerçektir. Kurgu olma ihtimali %0'a yakındır. Zira hiçbir kurgu darbe yazışmasında, Lojistikle alakalı o yazışmalar olmazdı. Üslup, alelacele bir askeri üslup. Hızlı haberleşme var. "Herşeye OK deyip durmayın" gibi, bir kurgu metinde olmayacak tonla detay var. Hadımköy diyor, akman kışlası diyor (Hadımköy'de Gani Akman Kışlası varmış). Hem askeri, hem de Coğrafi olarak verilen bir koordinat var. (40' 55' 19' N, 29' 11' 10' E). Bu koordinat bir askeri bölge gibi duruyor, ama isimsiz. Düzmece yapsan, 1. Ordu Komutanlığı ve saire gibi bir yeri verirsin. Böyle isimsiz bir askeri bölgeyi vermezsin. Hem askeri hem coğrafi koordinat vermezsin. Bu ve bunun gibi detaylar realizmdir, masa başında yazılacak şeyler değildir. Bu kadar detaylı bir kurgusal konuşmanın, o kadar telefon numarası ile, o kadar farklı yazışma üslubu ile yapılması, dakikalarına varıncaya kadar ayarlanması, whatsapp'a eklenmesi vs. teorik olarak yapılamaz. Bu yazışma kurgu olsa, Sümeyye Suikasti mevzusu gibi saçma sapan olurdu. Hem metin, hem içerik, hem hazırlık, hem üslüp vs. olarak her tarafından dökülürdü. Dolayısıyla o whatsapp yazışmaları %99.9999999 oranında gerçektir.

Gerçekliğini kabul ettikten sonra, o yazışma içeriğinde hemen göze çarpan bir durum var. Organizasyon, her çeşit rütbede subay tarafından götürülüyor. Emir verenler arasında binbaşı/albaylar ve saire var. Dar daireden başlayıp hızla genişlemiş. Zaten TSK içerisinde hükümete diş bileyenler veya gidişatı hayırlı görmeyenler, birşeyler yapmalıyız diye aklından geçirmekte olanlar da gönüllü destek vermiş. Bir kısmı belki olayın ciddiyetini görüp pozisyon almış, gönülsüz destek vermiş. (Örnek Hava Kuvvetleri Komutanı ihtimal darbe organizasyonunda değildi. Sonradan katıldı gibi) Ve saire ve saire. Ama hızlı ve organize bir şekilde genişlemiş. Cemaatin yaptığına kani olduğum birkaç husus var:

1. Böyle bir organizasyon, komuta kademesi ile yapılsaydı, whatsapp içinden organize edilmezdi. Askeri-resmi yazışma ile, usulüne uygun olarak yapılırdı. Yukarıdan aşağı emir komuta ile giderdi. Ara rütbedeki subayların whatsapp üzerinden piknik organizasyonu gibi olmazdı.
2. Whatsapp grubuna subay/general numaraları tek tek ekleniyor. Bilgi geldikçe, falanca filanca subayın numaraları diye. Bu da bu işin askeri birliktelik haricinde, dışarıda da birbirlerini tanıyan bir grubun organize ettiğinin bir göstergesidir.
3. Arada Ümit Paşa'yı enterne etmek için 4 akademi öğrencisi göndermekten söz ediliyor. Öğrenciler üzerinde etkisi olan bir grup söz konusu. Ayrıca değişik kurumlardan, tanıdık şahıslardan destek aldıkları ortada. Yani gerçek hayatta tanışan bir grup, bir cemaat gibi bir yapı olduğu açık.
4. Bu kadar detaylı hazırlanmış bir plan, bu kadar gizlilik içerisinde yürütülüp, faaliyete konması, ancak büyük çapta bir gizli organizasyonla olurdu. Emir komuta haricinde yapılacak bu çapta bir organizasyonu yapabilecek cemaatten başka bir yapı yok. Cemaat haricinde bir yapı olsaydı, zaten cemaat daha önce yaptığı gibi bunları deşifre ederdi. Ama böyle birşey olmadı.

vs.

Yalnız belirteyim, Whatsapp yazışmalarının gerçek olması %100'e yakın ihtimal olsa da, bu işi cemaatin yaptığına ancak %90-95 oranında ikna olmuş durumdayım. Çok düşük ihtimal de olsa ordu içerisinde başka bir örgütlü grubun organizasyonu (örneğin Sabetaylar, Ergenekoncular vs.) olabilir.

Bu arada cemaatin alt kademedeki mensupları, böyle bir darbe girişimini asla kabul etmez, asla desteklemezler. Yapılacağına da ihtimal vermezler. Ama yukarıya çıktıkça, "hayr-ı kesir için şerr-i kalil irtikap edilir", "savaşta hile mübahtır", "sizden olan ulul emre itaat edin deniyor, bu bizden değil" ve saire gibi kırk tane kılıfla bu iş meşru gösterilmiştir/gösteriliyordur. Ama böyle cüretli bir operasyonda %0.1 oranında bile başarısız olma ihtimali varsa, benim bildiğim Hoca bu işe girişmezdi. Demek ki ya Hoca gerçekten bunadı, ya da kontrol altında, ya da belki gerçekten cemaat yapmadı da başkaları hazırlayıp cemaati alet ettiler, ya da cemaat içerisinde bir klik yaptı. Yazık.

Sonrası ne olur...

Bu girişim birkaç gün içerisinde son unsurlarına varıncaya kadar ülke içerisinde temizlenir. Kaçanlar kaçar, kalanlar tutuklanır, hatta belki kanun çıkarılıp asılır. Cemaat sıfıra kadar silinir gider. Fakat sonrası tufan.

Zira kendisine karşı her yapılan girişimi başarıyla bertaraf eden Erdogan, bu en büyük ve en nihai noktada olabilecek operasyonu da savuşturduktan sonra, daha da otoriterleşecek, daha da güçlenecek ve daha da ileri gidecektir. Sonrası yokuş aşağı devam edecek.

Büyük bir yerel ekonomik kriz kapıda. Büyük bir global ekonomik kriz kapıda. Ortadoğu'da büyük bir savaş kapıda. Bu senenin fırtınaları daha bitmedi, tam tersine yeni başlıyor. Allah sonumuzu hayreylesin.

26 Ocak 2010 Salı

Darbe İhtimali Üzerine

Bir arkadaş, Generallerin kendi aralarındaki muhalefeti temizledikleri takdirde darbe yapıp yapamayacaklarını sormuş. Cevap çok nettir: Yapamazlar.

Darbede askeri güç olarak kullanacakları birliklerdir. Birlikler de Yüzbaşı-Üsteğmen-Teğmen komutasında olur. Bunlara varıncaya kadar darbeye karşı bir tane adam bırakmayacak şekilde defter dürmeleri lazım. Bu durumda da ellerinde alt birliklere komuta edecek neredeyse adam kalmaz...

Hadi yaptılar diyelim, hangi erlerle yapacaklar bunu?... Uzaydan er ithal edecek değiller ya.
Anadoludan gelen vatan evlatlarını askere alıp da, "Biz iktidarı sevmedik, al sana silah, git anne-babana silah doğrult, onları al toplama kamplarına getir" mi diyecekler?

Buna itaat edecek kaç tane er var? Türkiye 1960'taki Türkiye değil ki... Anadoludan saf köylü askere gelir de, 2 yıl sonra askerden çıkana dek dünyadan habersiz yaşar... O günler çoktaan geride kaldı.

Bugün durduk yerde darbe yapmaya kalkan, eline yüzüne bulaştırır ve Talat Aydemir'in akıbetine uğrar...

O yüzden tek bir çareleri var... Halkı darbeyi istemeye teşvik etmek... Bunu da ancak Türkiye'yi 80 öncesi bir duruma sokarlarsa başarırlar... Her gün onlarca insan ölür de insanlar sokağa çıkamayacak hale gelirse, ancak o zaman halk ellerini açar da "Ordu gelip bizi bu durumdan kurtarsın" duası yapmaya başlar.

İşte ancak bu durumda darbe yapabilirler.

Öteki türlüsü imkansız. Denemesi de bedava.

Durduk yerde darbe yapmaya kalkarlarsa, darbe emrini veren kadro o gün içerisinde kendi alt kadroları tarafından tasfiye edilir...

8 Temmuz 2008 Salı

Nasıl Bir Darbe Planlanıyor?

Hukuk darbesi falan hikaye... Devlet elden kaymış gitmiş, hükümeti yıksalar ne olur...

Zamanında bu adamların Türkiyede herkesi tek tek fişlediklerini ve asıl amaçlarının bir darbe yaptıktan sonra tüm devlet kurumlarında temizlik yapmak olduğunu yazmıştım. Asıl kuyruk acıları budur, yoksa AKP hükümeti değil...

Mevcut düzende çok fazla bir ömürleri kalmadığını görüyorlar... Yeni nesil içinde (40 yaş altı) eğitimli ve kalifiye elemanların çoğunun Anadoludan gelen kara Türkler olduğu ortada... Bir 5 sene sonra CHP bile iktidara gelse muktedir olamayacak, ne bürokrata iş yaptırabilecek ne devlete hükmedebilecek... Aynı 1995 yılındaki RP gibi olacak...

İşte asıl dertleri bunu yıkmak... Bu yetişmiş insan gücünü imha etmeden, kendi çevreleri o yarım yamalak eğitim ve kaliteleriyle bir yere gelemeyecek... Eskisi gibi köşe başlarını tutamayacaklar... Ancak bir darbe yapıp da çok kapsamlı bir katliam yaparlarsa bu gidişi geri çevirebilirler... Uzun zamandır planladıkları şey de bu...

Bunun için de son viraj çoktan dönüldü, defalarca attıkları tehlike manşetleri, dönüşü olmayan yola girdik kaygılarının altında da bu var... Yoksa AKP'yi isteseler daha önce de devirirlerdi...

Hukuk darbesi yaparlarsa da yapsınlar. AKP bu saatten sonra kapatılırsa, acımam üstüne "oh olsun" çekerim... Üzerlerine düşeni yapmayıp her seferinde mazlumu oynamalarından gına geldi...

27 Nisan 2007 Cuma

Türk Darbeler Tarihi ve 27 Nisan Muhtırası

(Buces Forumunda 27.04.2007 gecesi saat 03:25'te yazılan yorumdur)

Türk tarihinde darbeler 3.5 adet değildir. Çok, çok fazladır. Ama ceremesini sadece halk çekmiştir. Sonuçları kaybedilen vatan topraklarıdır.

Sene 1826. Yeniçerilerin defalarca kazan kaldırması ve sadrazamları (dönemin hükümet başkanları) asması, padişahları bile keyiflerine göre tahttan indirmeleri artık gına getirmiş, ve Yeniçeri Ocağı kaldırılmıştır. Tarihe "Vaka-yı Hayrıye(Hayırlı Olay)" olarak geçen bu olay, aslında Osmanlı Tarihinin en bahtsız olaylarından birisidir.

Ve aradan 1 yıl geçmeden, Navarin'de demirli Osmanlı donanması yakılarak yok edilmiştir. Hemen sonrasında Rum isyanı çıkmış, isyanı durduracak askeri gücü olmayan Osmanlı Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'dan yardım istemek zorunda kalmıştır. 1828 yılında Rusya da Osmanlı'ya savaş açmış, olay Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanması ile sonuçlanmıştır. Osmanlı'daki zaafı bu şekilde iyice gören Mehmet Ali Paşa da saraydan yetkileri ve yetki alanı konusunda aşırı isteklerde bulunmaya başlamış, bunlara bir süre sonra "dur" denilince de, isyan etmiş, İstanbul'a kadar ordusuyla gelmiştir.

Gelebilmiştir çünkü Osmanlı'nın ordusu yoktur. Yeni ordu da kurulum aşamasındadır. Mevcut az bir kuvvetle Konya'da çarpışarak yenmiştir de. Osmanlı Rusya'dan yardım istemek zorunda kalmış, boğaz sırtları Rus askeri çadırları ile dolmuştur. İstanbul'u işgali ancak bu şekilde engellenebilen Mehmet Paşa ile anlaşma yoluna gidilmiş ve bu da Mısır'ın de-facto bağımsızlığı ile (Mısır hidivliğinin veraset yolu ile Mehmet Ali Paşa'ya bırakılması) sonuçlanmıştır.

Osmanlı kendisini zar zor toparlamış ama, 1865'te Genç Osmanlılar faaliyete geçmişlerdir. Osmanlı Milliyetçiliğini savunan bu gençler, destek aradıkları bazı etnik grupları ikna etmişlerdir. Ama sonuç onların desteği değil, ayaklanması olmuştur.

1876 yılında Osmanlı otoritesinin iyice zayıflaması üzerine önce Bulgar İsyanı çıkmış, arkasından Karadağ Osmanlı'ya savaş ilan etmiştir. Hemen akabinde de zaten yeterince güçlenmiş olan Genç Osmanlılar, darbe yaparak Abdülaziz'i tahttan indirmişler, Meşrutiyet'i ilan etmişlerdir...

Ama 1877'de içerideki boşluğu gören Rusya fırsatı kaçırmayıp Osmanlı'ya savaş açmıştır. Sonucunda da 1878 yılında Sırbistan, Karadağ, Romanya ve Bulgaristan bağımsızlıklarını kazanmıştır...

Temmuz 1908'e gelindiğinde, bu sefer İttihatçılar darbe yapmışlardır. Ama aradan 2.5 ay geçmeden, önce Avusturya Bosna-Hersek'i ilhak etmiş, hemen akabinde de Girit Yunanistan'a katılma kararı almıştır.

Rejim kavgası içinde kalan Osmanlı'nın tepkisi, sadece olayı büyük devletler nezdinde protesto etmek olmuştur. Bizden zayıf durumda olan Avusturya'ya bile, bir karşı isyan olursa onu bastıracak askerin İstanbul'da durması gerektiğinden savaş açamamışızdır. Olay bu topraklara karşı bir miktar tazminat alabilmemizle sonuçlanmıştır...

Askerin siyasete olan müdahaleleri, 1908 yılına kadar Osmanlı'ya çoook şey kaybettirmiştir... Ki sonrası çok daha açıdır.

Temmuz 1908'de Meşrutiyet'in ilanı sonrası, rejim kavgaları sürerken gerçekleşen Bosna-Hersek, Girit hadiseleri ve bunlara karşı bir tepki gösterilememesi halkı galeyana getirmiştir. Bundan yararlanmak isteyen Ahrar Partisi (İttihatçılara muhalif olan liberal grup), halkı din noktasında kışkırtmış, Kör Ali önderliğinde bir ayaklanma başlatılmıştır. İsyancılar saraya kadar yürüyerek, padişahın tekrar ümmetin başına geçmesini ve şeriatın geri getirilmesini istemiştir. Bu arada erler arasında da ayaklanmalar çıkmış, Taşkısla'da bir grup asker, Cidde'ye gönderilmeyi kabul etmeyip, kışla önünde silah çatarak komutanların emrine kafa tutmuştur. Bu askerlere karşı ordu harekete geçmiş, üçünü öldürüp bir kısmını yaralayarak isyanı bastırmıştır.

Sonrasında İttihat ve Terakki'ye ağır suçlamalar gelmiş, gizli bir örgüt olarak hükümete karşı dışarıdan müdahale etmeleri eleştirilmiş ve siyasi parti kurmaları istenmiştir. Sonrasında da seçimler yapılmış ve meclisin çoğu İttihatçıların eline geçmiştir.

Ama bakanlık yapacak yetişmiş kadroları yoktur. O yüzden başbakan(sadrazam) olarak İngiliz yanlısı Kamil Paşa'yı iktidara getirmişlerdir. Bahriye ve Harbiye Nazırlıklarına da (Deniz Kuvvetleri ve Savunma Bakanlıkları) kendi istedikleri adamları seçtirmişlerdir.

Kamil Paşa 3 ay sonrasında İttihatçıların iktidar üzerindeki gücünü kırabilmek için Bahriye ve Harbiye Nazırlarını değiştirmiştir. Bunun üzerine İttihatçılar açıklama istemiş, Başbakan Kamil Paşa da "dış devletler ve dış sorunlarla alakalı" olduğunu söyleyip, hemen açıklama yapamayacağını söylemiş, bunun üzerine Beşiktaş açıklarındaki donanma iki adet dilekçe göndererek Başbakandan açıklama istemiş ve Anayasanın tehlike altında olmadığına garanti vermesini istemiştir. Başbakan Anayasaya göre bu sorulara cevap vermek için 4 gün hakkı olduğunu söyleyerek vakit istemişse de, aynı gün İttihatçılar meclisi toplantıya çağırmışlar, gensoru verdirerek hükümeti düşürmüşlerdir bile. Bunlardan haberi olmayan Başbakan, askerin işe karışması sonrası istifa dilekçesini vermeye Padişah'a gitmiş, ama orada meclis tarafından
azledildigini öğrenmiştir... Yeni başbakan Hüseyin Hilmi Paşa'dır.

Bu olayın sonrasında Hüseyin Cahit Yalçın "Anayasayı kurtarmış olduklarıyla" övünmüştür.

2 ay sonrasında İttihad-ı Muhammedi diye bir grup kurulmuş, Volkan gazetesinin kışkırtmalarıyla bir ayaklanma başlamış, kısa sürede büyümüştür. Tarihe 31 Mart ayaklanması olarak geçen bu olayda toplanan kalabalık Savunma Bakanı ve Meclis Başkanı'nin istifasını istemişlerdir. Hükümet gene istifa etmek zorunda kalmıştır. Hüseyin Hilmi Paşa'nın yerine bu sefer Tevfik Paşa Başbakan olmuştur...

İttihat ve Terakki bir gün içinde çökmüş, yerini Ahrar Partisi almıştır. Dini tekrar siyasete alet eden Ahrar Partisi istediğini elde etmiş, anlamsız bir şekilde şeriat isteyen halk 1 Nisan'da hükümet değişmesi sonrası hükümetin devrilmesi sonucu dağılmış ve meydan tekrar
politikacılara kalmıştır.

Ama bu arada Makedonya'daki İttihatçı 3. Ordu Padişahı Anayasaya aykırı hareketle suçlamış, meşru bir hükümeti devirdiği için hesabını soracaklarını bildirmiş ve 4 Nisan günü İstanbul'a doğru harekete geçmiştir.

Mahmut Şevket Paşa komutasındaki "Hareket Ordusu" 11 Nisan'da İstanbul'a ulaşmış, Padişahı tahttan indirmekle işe başlamışlardır. Sonrasında tekrar hükümet değişmiştir. Hüseyin Hilmi Paşa tekrar başbakan olmuştur.

Bu arada Mahmut Şevket Paşa kendisine 1, 2 ve 3. Orduların Müfettişi ünvanını vermiştir. O güne kadar olmayan böyle bir makam ile, Savunma Bakanının da, Hükümetin de denetimi dışında kalmış ve sıkıyönetim süresince kendine sınırsız bir yetki tanımıştır. (Ki bu sıkıyönetim 2 yıl daha devam etmiştir.)

Sonrasını zaten biliyorsunuz. Tekrar tekrar hükümetler değişmiş,(1 yılda 5 defa), siyasi cinayetler devri başlamış, iş Enver Paşa'nın 1913'de tekrar darbe yaparak iktidara gelmesine kadar sürmüştür.

Bu arada 1909 anayasasında değişiklikler yapılmış, Padişahın bakanlar için aday gösterme ve icabında görevden alabilme hakları elinden alınmış, "Vatana zararlı gördüğü kişileri sürgün edebilmesi" hakkı dahil pek çok hakkı kısıtlanmıştır. Bu durumu o dönemde "Hükümdar olan ama hükmetmeyen padişah" olarak tanımlamışlardır. Padişahın artık devletteki görevi kabine ya da meclis tarafından alınan kararları onaylamak olmuştur...

O dönemde de ordunun siyasete karışması üzerine tartışmalar başlamıştır. (Mesela İttihatçı Hüseyin Cahit Yalçın, Ordunun Anayasayı savunma görevi doğal kabul ediyor, ama meşruti bir rejim kurulduğuna göre artık daha fazla müdahalesinin gereksiz olduğunu savunuyor. Ordunun hükümet işlerine daha fazla karışmaya devam etmesinin de devletteki ve ordudaki disiplin açısından zararlı olduğunu anlatıyor. Sonuçta da İttihatçılar, asker üye almama kararı
alıyorlar.)

Çok sonraları Atatürk de bu fikri şiddetle savunmuş ve siyaset yapacak askerin üniformalarını çıkarmalarını (istifalarını) istemiştir.

Görebileceğiniz gibi, 1908 sonrası dönemin siyasi yapısı (Padişah=Cumhurbaşkanı, Sadrazam=Başbakan, Nazırlar=Bakanlar diye çevirince) bugünkünden farklı değildir. Ve olan olaylar da çok farklı değildir.

2007'de darbe olmaz diyenlere, 1960'da da "Üzerinden 50 yıl geçti o günlerin, artık devir değişti" diye düşünenleri hatırlatırım.

Formatları değişmiştir. Ama bu bin yıllık gelenek aynıdır. Ve sonuçları da her daim aynı olacaktır.

Kaybeden Halk, Kaybeden Türkiye.

Bu girişten sonra gelelim işin özüne ve bugünkü yorumuna...
Ne "Genç Osmanlılar", ne de "Jön Türkler" bu işleri tek başlarına yapmamışlardır. Batının çok büyük desteğini görmüşlerdir.

Mahir Kaynak da "Darbeli Demokrasi" kitabında 60, 71 ve 80 darbelerinin tamamının arkasında dış güçlerin olduğunu ve bu darbelerin rejim kaygılarından çok bir ülkenin (İngiltere veya ABD veya Rusya) menfaatlerini korumak için yaptırıldığını anlatmış ve güzelce açıklamıştır.

Peki şu an için öyle bir durum söz konusu mudur?

Bana sorarsanız tam tersi söz konusudur. ABD'nin Türkiye'nin içişlerini kendi haline bırakması imkansızdır. Çünkü Türkiye onlar için tüm Avrupa'dan da daha kıymetli bir ülkedir. O yüzden karışacaklardır. (Çin, Rusya, İran ve bunların güdümünde olan/yakınlaşma ihtimali olan Orta Asya Orta Doğu devletlerini düşünürseniz, böyle bir hadise gerçekleştiğinde dünya enerjisinin %80'€ini kontrol edecek bir Çin/Rusya'ya karşı ABD ve AB'nin ne duruma düşebileceğini de hesaplayabilirsiniz... Ama buna karşı Federatif-Ilımlı Müslüman bir TR önderliğinde bu ülkeleri bir araya toplayarak AB gibi bir birlik oluşturabilirlerse, o zaman Çin, Hindistan, Japonya çok zor duruma düşecek ve tüm dünya dengeleri değişecektir. Türkiye bu yüzden çok önemlidir. (Türki Cumhuriyetlerin ve Müslüman devletlerin olası bir ittifakında lider konumu oynayabilecek başka bir ülke yoktur çünkü...)

Federatif Türkiye isteyen ABD, bu noktada AKP'yi destekleyecektir. Ulusalcılara karşı tavır alacaktır. (Neden milliyetçi veya vatanperver vs. tarzı bir isim değil de Ulusalcı... Düşündünüz mü? "Ulus Devlet" kavramı yerine getirilmesi düşünülen "Federal Devlet" kavramına karşı bir oluşum olduğu için...)

Eğer öyle yaparsa bir kaç ihtimal olur:

1. Yaşar Paşa geri adım atar.
a) Yanlış anlaşıldık der.
b) Açıklamaların devamı gelmez.

2. Yaşar Paşa geri adım atmaz.
a) ABD ordu içinde farklı düşünen bir cunta ayarlamaya kalkabilir.
(bkz. 9 ve 12 Mart 1971 Cuntaları).
b) Piyasadan yüksek miktarda para çekilir. Ekonomik kriz yaratılır.

Bu durumlarda da, Yaşar Paşa ya geri adım atar, ya da sonuna kadar direnir ve ABD'ye de kafa tutar. Ülke içinde de bir konsey kurarak işleri eline alır.

Yok ben olayı yanlış çözümlediysem, ya da ABD fikir değiştirdiyse ve Yaşar Paşa'yı destekliyorsa...

1. Tayyip Erdogan paşa paşa geri adım atar.
a) AKP Genel Seçim kararı alır.
b) Toplu AKP İstifası sonrası Cumhurbaşkanı Genel Seçim kararı alır.

2. Erdogan direnir
a) Darbe
b) Daha ağır bir muhtıra / Ekonomik kriz

Burada 1.a durumunda RTE oyunu artırarak gelebilir de, gelemeyebilir de. Muhtıra basına yansımadan olsaydı, oyu düşerdi o kesin de. Şimdi işler değişebilir.

1.b durumunda, oyunu katlayarak gelecektir. Bu durumda a) Darbe... şeklinde kaşedi baştan izleriz. Tek çaresi tekrar RTE'yi siyasi yasaklı yapmak... O da çözümsüz kalır geçenki
yasak denemesinden sonra...

2.a durumunda halkın sokaklara döküleceği ve belki Tiananmen Meydanı tarzı olayların yaşanacağı kesin. Tankların önüne yatmış insanları hayal edebiliyorum. Çünkü 60-71-80 arasında 10'ar sene vardır. Bir darbenin ne kadar yıkıcı olduğunu görenler bir sonraki darbede hala aynı nesildir. Ama şimdi hayatında darbe görmemiş bir nesil var. 27 senedir bunu yaşamamış ve bugüne kadar darbelere karşı söylenen onca sözü duymuş ve darbeden nefret eden bir nesil var... O yüzden bu seferki 71 veya 80deki gibi sessiz sedasız olmayacaktır bence...
-----

Sonuç?

Bence hala Gül'ün Cumhurbaşkanı olma ihtimali yüksek. Tabi buna Tayyip Erdogan'in da Cumhurbaşkanlığı olasılığı da eklendi artık. İkisinin de siyaset sahnesinden silinmeleri de ihtimal hesaplarına girdi ama o ayrı.